Sanat ve Güzellik (Hayatın Güzelliği) Güzel'e ve Güzelliğe Çağrı
Konuşmada Güzellik ve Güzel Sözün Mâhiyeti:
Tartışmada ve Münâkaşada Güzellik:
Kötülükler ve Çirkinlikler Karşısında Güzellik:
Ana babaya ihsân/Güzel Davranma:
Yediklerimiz ve Giydiklerimizde Güzellik:
Güzellikle ilgili birkaç güzel söz:
Müslümanlar, hayata ve hayattaki her
şeye müslümanca bakabilmelidir. Çünkü İslâm, hayatımızın vazgeçilmez bile olsa
bir parçası değil; hayatımızın kendisidir, yaşantımızın bütünüdür. İnancımızın,
düşüncemizin, duygularımızın, davranışlarımızın, eğitimimizin, hayat
görüşümüzün tümünü kuşatan ilkeler bütünüdür İslâm (6/En’âm, 162). Müslüman da
bu ilkelere severek, isteyerek teslim olan ve bunları hayatına geçiren, daha
doğrusu hayatının bunlarla hayat olduğu bilinciyle yaşayandır (Bkz. 8/Enfâl,
24). Yoksa Allah ve Rasûlünün belirlediği bu ilkelerin dışında bir seçeneği,
tercih ve özgürlüğü yoktur müslümanın (33/Ahzab, 36). Tabii, aynı zamanda
güzellik ve estetik anlayışımızın da prensipleri O’nun çizdiği hudut dışına
çıkmayacak, O’nun rızâsı istikametinde güzellikler sergilenecektir.
Kur'ân-ı Kerim insanların
dikkatlerini hep güzele döndürür. Güzelliği doyasıya seyretmek ve kavrayabilmek
için şöyle buyurur: "O'dur ki,
yarattığı her şeyi güzel yaptı..." (32/Secde, 7). Bu, insan fıtratının
gördüğü, gözünün seyrettiği, zihninin kavradığı bir hakikattir, eşyanın
şeklinde ortaya çıkan saf bir gerçektir. Allah'ın yarattığı her şeyde bir
güzellik göze çarpar. Her şeyde eşsiz bir güzelliğin hâkim olduğu eksiksiz bir
âhenk vardır. Gören bir göz, hisseden bir gönül, düşünebilen bir zihin bu
âlemde bütünüyle bir âhenk ve güzellik bulur.
En güzel kıvamda, en güzel biçimde
yaratılan (95/Tîn, 4) insanla ilgili güzellikler, somut bedensel güzelliklerin
yanında ve ondan öncelikle soyut güzelliklerdir. Tevhidî, ahlâkî, rûhî, zihnî
güzelliktir esas önemli olan. Tüm insanlar, hangi renkte, hangi yaşta, hangi
seviyede olursa olsun yaratılışındaki mânevî/fıtrî potansiyel sâyesinde
güzellik yarışmasına katılabilir, derece alabilir. Çünkü Allah, ölüm ve hayatı,
insanlardan kimlerin en güzel ameller işleyeceğini sınamak için yaratmıştır
(67/Mülk, 2). Hayırda yarışmaya katılmamız emredilmiştir (2/Bakara, 148;
5/Mâide, 48). İnsan yüzünün ve bedeninin güzelliği, somut bir güzelliktir,
genellikle "cemâl" kelimesiyle ifâde edilir. Onun mânevî, ahlâkî
güzelliği ise soyut bir güzelliktir ve çoğu zaman "hüsün" kelimesinde
ifâdesini bulur. Soyut güzellik gözle görülemez, ancak bir mânevî aynada
kendini hissettirir. Meselâ, merhametin güzelliği, fakire verilen sadakada
somutlaşır ve seyredilir. İlim ve aklı kullanma da soyut bir güzelliktir. Bu
güzelliğin sergilenmesi de ihsân derecesine ulaşan sâlih amele kapı açan
tevhidî imandır. Soyut güzelliklerin zirvesi iman ve takvâdır. Hiçbir gözün
görmediği, beşer aklının hayal bile edemeyeceği Cennetin muhteşem güzelliği,
iman ve sâlih ameldeki güzelliğin öteki âlemdeki yansıması ve ürünüdür.
Güzellik, fıtrî bir özelliktir.
Güzel Zât’ın güzel olarak yarattığı insanın, güzeli gören, güzelden zevk alan
rûhu, etrafta güzeli arar, bulur. Güzel, herkes için ihtiyaç duyulan bir
hoşnutluk, bir haz duyma ve kesin hüküm verme işidir. Güzelliği açıklamak, onu
yaşamak, onun heyecanını içinde duymaktır. Her insanda güzellik duygusu
bulunmakla beraber, onun uyanması güzel bir esere ihtiyaç gösterir. Duygular,
meydana çıkmak ve gelişmek için kendilerini uyandıracak araçlara muhtaçtırlar.
Güzel eserler içimizde bir âhenk duygusu uyandırdıkları için huzur, sükûn ve
mutluluk hissi doğururlar. Çünkü “güzele bakmak, güzeli düşündürür; güzeli
düşünmek de insana huzur verir.”
Güzellik, psikolojik sistemlere
dayalı olduğundan herkese göre değişen ne olduğu belirsiz, sınırları insandan
insana değişen bir değer yargısı mıdır? Batı kafasına göre, “evet!” O yüzden
mutlak güzelliği tanımayan Batı, estetik konusunda yüzlerce sene arkası
kesilmeyen felsefî tartışmalar yapagelmiş, ama sonuçta bir uzlaşmaya
varamamıştır.
Güzelin ölçüsü müslümana göre
bellidir: Cemîl/Güzel olan Allah’ın hükmü. Güzel, Allah’ın güzel dediğidir.
Bütün fıkıh usûlü ile ilgili kitaplarda “husün-kubuh” (güzellik-çirkinlik)
konusu işlenir. Bu konudaki görüşler şöyle özetlenebilir: “Güzel olan Allah, sadece
güzel olan şeylerin yapılmasını emreder” veya “güzel olan Allah’ın emrettiği
her şey güzeldir.” “Allah sadece çirkin şeyleri yasaklar” veya “Allah’ın
yasakladığı her şey çirkindir.”
“Şüphesiz ki Allah güzeldir, güzeli sever.” (Müslim, İman, 1/93; İbn Mâce, Duâ,
10) hadis-i şerifi de,
bu konuda müslümanlar
açısından çıkış noktası
kabul edilmiştir. Allah’ın emrettiği “ihsân”ın bir anlamı da
güzelliktir. İslâm; düşüncenin, hareketin, duyguların, sözün, sesin,
davranışın, kısacası her çeşit ibâdetin, yani her şeyin en güzelini ister.
Haramlar güzel olamaz. Duyular,
duygular yanılabilir. “Sizin için daha
hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu
halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, halbuki siz bilemezsiniz.” (2/Bakara,
216). Nefisle, arzu ile, hevâ ile, câhiliyyenin çirkeflikleriyle kirlenmiş ve
fıtratı bozulmuş, selîm olmayan akılla güzelin tanımı ve ölçüsü tesbit edilmeye
kalkılırsa, insan putlaştırılmış olur. Haram olduğu halde güzel zannedilenler,
gerçek güzelden insanı alıkoyan yapay/sanal güzellerdir; daha doğrusu
hallüsinasyonlardır. “Şeytan onlara
yaptıkları işleri ziynetlendirip güzel gösterdi ve onları yoldan saptırdı.” (29/Ankebût,
38)
Haram olan bir şey, müslümana göre
güzel değildir. Çünkü müslümanın ölçüsü, duyuları ve duyguları değildir. O,
duygularının, hevâsının kulu değil; Allah’ın kuludur. “Hoşlandığı ve
hoşlanmadığı” her konuda Rabbina itaat edecektir. İmanı nispetinde duyu ve
duygularını da selîm/sağlam kılacak, onları da Rabbina teslim edecek, o zaman
nefis de mutmain olacak, Rabbinın emirlerinden râzı ve hoşnut olma seviyesine
çıkacaktır. Bu, benliğini kaybetme değil; aksine, bulmadır. Bu, yok olma değil;
Allah’ta var olmadır, kâmil insan olmadır.
Güzelleştiren Allah, güzeldir ve
güzellikler O'nun cemâlinin vasfıdır. O'nun güzelliği de yaratıklara benzemez.
İnsanları etkileyen sanat eserleri, mûcizelerin gücü, hârika ve fevkalâde
olaylar... bütün bu güzellikleri yaratan ve bu güzellikleri idrâk edecek
yetenek vererek insanı güzelleştiren Allah'tır. Evrendeki her şeyde güzellikler
açık veya kapalı bir şekilde görülmektedir. Güzel olan Allah'ın yarattığı
varlıklar, ya bizzat güzeldir veya sonuçları yönüyle güzeldir. Allah'tan daima
güzellik zuhur eder.
Kötü ve çirkin, şeytanın ve insan
nefsinin ürünüdür (4/Nisâ, 79). Allah, yaratıcıların en güzelidir (23/Mü'minûn,
14; 37/Saffât, 125). Allah, hüküm verme bakımından da en güzel olandır. Rızkın
en güzeli de Allah'tan gelir. O, rızık verme bakımından da en güzeldir
(65/Talak, 11; 11/Hûd, 88; 22/Hacc, 58; 16/Nahl, 75).
Var ettiklerine en güzel boyayı
vuran da Allah'tır (2/Bakara, 138). Güzelin kaynağı ve tüm güzelliklerin
sergileyicisi olan Allah, insandan da güzellik sergilemesini, yani ihsanı
emreder: "...Allah sana ihsân ettiği
gibi, sen de (insanlara) ihsân et (güzellikler sergile, iyilik yap)..." (28/Kasas,
77)
Câhiliyye insanı, bakmasını
bilemediğinden, Allah’ın nûruyla bakamadığından, gözlerinde perde bulunduğundan
evrendeki güzellikleri göremez. O, kendine göre, yapay/sanal bir güzel peşindedir. Müslüman ise, güzelliği yaratanı
bildiğinden, güzeli keşfetmeye tâliptir. Eşyanın güzelliğinde hakiki
güzelliğin tecellîlerini anlar müslüman. O, mutlak güzellik peşindedir.
Allah’ın cemâl sıfatının tecellîlerini görerek hayran olur. Güzellik mutlak
olduğu için, yaratılışta, Allah’ın yarattıklarında çirkinlik yoktur.
Çirkinlik, itibârîdir, görecelidir.
Birinin çirkin dediğine bir başkası sevgi gözüyle bakıp sevebildiği zaman
güzellikler bulabilir. Allah, kötü ve çirkin bir şey yaratmamıştır. Bir şeyin
çirkinliği ve kötülüğü kullanıldığı yere göredir. Meselâ, hayvan gübresi
genellikle pis bir şey diye görülür. Fakat gübreyle meyveler, sebzeler büyür,
gelişir. Bu açıdan ele alınınca gübrenin bir lütuf ve nimet olduğu ortaya çıkar.
Ama birisi gübreyi alıp üstüne başına sürmüşse, o zaman, ona pis demek yerinde
olur. Tarlasına, bahçesine gübre çeken bir çiftçi bu haliyle hiçbir zaman pis
değildir.
Ölüm olmasaydı, ölümden sonraki
hesaba çekilmekle başlayan hayat olmasaydı... O zaman her şey anlamsız ve boş
olurdu; güzeller ve güzellikler bile. Evet, ölüm olmasaydı o zaman nefse hoş
gelen, sınırlarını hevânın veya çevrenin çizdiği güzellerin (!) ve
güzelliklerin (!) belki bir değeri olurdu. O zaman dünya sadece eğlenmek ve
zevk almaktan ibâret olabilirdi. Ama ölüm var, hem de evet, güzel olan ölüm ve
ölüm ötesi güzellikler bizi bekliyor. O halde tüm yapay ve sanal güzellikleri,
bütün sahte ve fâni güzellikleri o yok olmayacak gerçek güzellik uğrunda fedâ
etmeye değmez mi?
Güzellik; zevkle, haz duymakla,
hoşlanmakla, beğenmekle ilgilidir.
Kur’an bu konuda insanın hevâsının/arzusunun doğru bir ölçü olmadığını
belirtir: “Hoşunuza gitmediği halde savaş
size yazıldı/farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi
sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de
mümkündür. Allah bilir, halbuki siz bilmezsiniz.” (2/Bakara, 216)
Allah için yapılan her şey, atılan
her adım, hikmet ve ibretle bakılan, dolayısıyla O’nun adıyla okunan her şey
ibâdet; her ibâdet de güzel, güzeller güzeli.
Allah mutlak Güzeldir. Allah'ın isim-sıfatlarından biri
"el-Muhsin" (güzel yapıp eden)dir. Allah muhsin olduğu için her
yarattığını güzel yaratmıştır. O, insanı da güzel, hatta en güzel biçimde
yaratmıştır (bkz. 32/Secde, 7; 40/Mü'min, 64; 64/Teğâbün, 3; 59/Haşr, 24;
95/Tîn, 4). İnsanın ürettiği tüm güzelliklerin gerçek sahibi ve yapıp edicisi
Allah olup bu üretimde, insanın beynini, gönlünü, elini, dilini kullanmaktadır.
Allah'tan daima güzellik zuhur eder.
Kötü ve çirkin (seyyie), insan nefsinin ürünüdür (4/Nisâ, 79). Allah,
yaratıcıların en güzelidir (40/Mü'min, 14; 37/Sâffât, 125). Var ettiklerine en
güzel boyayı vuran da Allah'tır (2/Bakara, 138). Allah, aynı zamanda hüküm
verme bakımından da en güzel olandır (5/Mâide, 50). Rızkın en güzeli de
Allah'tan gelir. O, rızık verme yönüyle de en güzeldir (65/Talâk, 1; 11/Hûd,
88; 22/Hacc, 58; 16/Nahl, 75). Sözün de en güzelini bir Kitap halinde indiren
O'dur, O'nun kelâmı da tüm güzellikleri içerir (39/Zümer, 23). Bu yüzden
insana, indirilen sözün en güzeline uyması emredilir. İnsana inen sözlerin en
güzeli Allah'ın sözüdür (39/Zümer, 55). Onun için, güzel insanların bir
niteliği, sözü dinleyip onun en güzeline uymaktır (39/Zümer, 18). En güzel din,
güzellikler sergileyerek Allah'a teslim olanların dinidir (4/Nisâ, 125). Allah,
fiil, söz ve hükmüyle en güzelin kaynağı olduğundan, en güzel isimler
(esmâu'l-hüsnâ) da O'nundur (7/A'râf, 180; 20/Tâhâ, 8; 59/Haşr, 24).
Kur'an'ın ideal insanı
"muhsin" diye anılmaktadır. Kur'an'da 39 kez tekrarlanan
"muhsin", güzel düşünüp güzel eylemler yapan kişi demektir. Muhsin
kelimesi, Kur'an'da istisnâ dışında hep çoğul şekliyle kullanılmıştır. Bu da
gösterir ki, güzellik üretimi ihlâsla sâlih amel işleyen cemaat içinde
bulunmadan, toplumsal bir idrâk ve uğraş olmadan, yeterince gelişemez.
Kur'an'ın kılavuzluğu, rahmeti ve öğüdü, muhsinler (güzel düşünüp güzel şeyler
üretenler) içindir; Kur'an onlara hayır ve bereket getirir (31/Lokman, 3).
Güzelle ilgisi kopuk, güzelliği hayatından silmiş kişiler ve toplumlar
Kur'an'ın hidâyetini anlayamazlar ki ondan hayır ve bereket görsünler. Güzele
düşmanlık sergileyenler ise Kur'an'ın rahmetinden nasipsizlikle kalmazlar, onun
lânetine de uğrarlar. Leyl sûresi 6-9. âyetler, bu lânetlenmenin kanıtı olarak
hayatın zorlaştırılmasını, kaosa itilmeyi göstermektedir.
Güzellik konusuyla ilgili birkaç
âyetle birkaç hadis meâli verelim:
“...İhsân edin (her türlü hareket
ve davranışınızı güzel ve dürüst yapın); Allah muhsinleri (güzel iş yapanları)
sever.” (2/Bakara,
195)
“Muhakkak ki Allah, adâleti, ihsânı (güzel iş yapmayı, iyiliği),
akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri, fenâlık ve azgınlığı da
yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”(16/Nahl, 90)
“Eğer ihsân ederseniz (güzel davranışlarda bulunursanız), kendinize
ihsân etmiş olur; kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz...” (17/İsrâ, 7)
“İman edip sâlih amel işleyenler (bilmelidirler ki) Biz, güzel işler
yapanların (ahsene amelâ) ecrini zâyi etmeyiz. İşte onlara, içinden ırmaklar
akan Adn cennetleri vardır...” (18/Kehf, 30-31)
"...Allah sana ihsân ettiği gibi, sen de (insanlara) ihsân
(güzellikler) sergile..." (28/Kasas, 77)
"Şüphesiz Allah her şeyde ihsânı/iyilik ve güzelliği yazmıştır
(farz kılmıştır). O halde siz öldürdüğünüz vakit bile, öldürmeyi güzel yapın.
Kestiğiniz zaman da kesmeyi güzelce gerçekleştirin. Her biriniz bıçağını
bilesin. Ve kestiği hayvana eziyet vermesin." (Müslim, Sayd ve'z-Zebh 57; Ebû
Dâvud, Edâhî 12; Tirmizî, Diyet 14; İbn Mâce, Zebâih 4; Nesâî, Dahâyâ, 22)
“Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (Ahmed bin Hanbel, 2/381; Muvattâ,
Hüsnü’l-Hulk 8)
“Mü’minlerin iman bakımından en kâmil olanları, ahlâkı en güzel
olanlarıdır.”
(Buhârî, Edeb 39; Ebû Dâvud, Sünnet 14)
“Kovandaki suyu, isteyenin kabına boşaltmak ve mü'min kardeşine güler
yüzle konuşmak gibi de olsa, iyi, güzel ve doğru olan hiç bir sözü, işi ve
davranışı küçümseme (yapabilirsen hiç durma, yap)." (Ebû Dâvud, Libas)
Muhsin, güzellikler sergileyen ve
güzel işleri gerektiği gibi en güzel şekilde yapan demektir. Allah (c.c.)
muhsinleri sever (3/Âl-i İmrân, 134, 148; 2/Bakara 195; 5/Mâide, 13, 93). Allah
muhsinlerle beraberdir (16/Nahl, 128; 29/Ankebût, 69). Muhsin, güzellik
sergileyen, güzel işleri lâyık oldukları bir şekilde yapan, bol bol ihsanda
bulunan demektir. Mü’minler, inandıkları Rablerinden öğrendikleri ihsan
ahlâkıyla, sürekli ihsan ederler, muhsin olmaya çalışırlar (16/Nahl, 127;
2/Bakara, 112; 4/Nisâ, 125).
Muhsinler (güzellikler sergileyen
ihsan sahipleri), bütün işlerini Allah’ın râzı olacağı şekilde güzel ve takvâya
uygun yaparlar. Onlar;
çirkin, bayağı, kötü,
zararlı ve faydasız
amellerden, faâliyetlerden
uzaktırlar. Muhsin olanlar, insanlar içerisinde güzel davranışların, işleri
güzel yapmanın sembolüdürler. Kur’an, Allah’ın muhsinlerle beraber olduğunu
açıkladığı gibi (16/Nahl, 128; 29/ Ankebût, 69), onlara müjdeler verildiğini de belirtir (6/En’âm, 154;
22/Hacc, 37, v.d.). Kur’an, onlar için bir rahmettir (31/Lokman, 3). Muhsin
olarak özlerini Hakk’a bağlayanlar gerçekten kopmaz bir ipe bağlanmış olurlar
(31/Lokman, 22). Allah (c.c.), mü’minlere adâletle beraber ihsânı da emrediyor
(16/Nahl, 90). Allah (c.c.), insanlara ihsânla davrandığı gibi, insanın da
ihsân sahibi olması en güzel şeydir (28/Kasas, 77). İhsân/güzellik; insanda
toplam kalite demektir. Kâmil insan denen, kaliteli insanı ifâde eden Kur'anî
kavramlardan biri "hüsn" kelimesinden türeyen ihsân kavramıdır.
Muhsin de, ihsânın gereklerini, güzellikleri yerine getiren insandır. İhsân,
her şeyi güzel, eksiksiz ve mükemmel yapmaktır. Bütün davranışlarında Allah'ı
görür gibi davranan ve daima Allah'ı yanında hisseden insan, muhsin olma
seviyesinin eşiğinden içeri girmiş demektir.
İhsân, aynı zamanda Allah’ı görüyor
gibi ibâdet etmektir. Meşhur Cibrîl hadisinde Peygamberimiz ‘ihsân’ı şöyle
tanımlamıştır: “Allah’a O’nu
görüyormuşçasına ibâdet etmendir. Her ne kadar sen O’nu görmüyorsan bile O seni
görüyor.” (Buhârî, İman 37; Müslim, İman 1, hadis no: 8). Burada bizzat
Allah’ı görmek değil; Allah’ın sıfatlarını, Rabliğini ve azametini göz önünde
bulundurmak kast edilmektedir. Mü’min, ibâdetini ihsân üzere yapar, yani en
güzel şekilde, ibâdetin amacına ve hikmetlerine uygun bir tarzda yapar/yapmalıdır.
Bu da, Allah’ı görüyor gibi bir duygu içerisinde olmakla mümkündür. O yüzden
ibâdetin en büyüğü namaz miraç sayılmıştır, O'na yönelmek, O'nun huzuruna
çıkmak, O'nunla konuşup görüşmek, O’ndan güzellik devşirmektir namaz. Ve tüm
hayatımız namaza benzemeli, O’na kulluk, namazla bitmeyip namazla başlamalı,
her namazla daha güzel hale gelmeli. Hâlâ terk edemediğimiz kötülük ve
çirkinlikler, namazımızı terk ettirmeden ya da sevabını azaltmadan, namazımız
kötülükleri hayatımızdan terk ettirmeli, o güzellikte ikame edilmeli.
Güzellik Tanımına Giren ve Güzel Yapılması Özellikle Emredilen Önemli
Davranışlar: İhsân,
söz ve davranış güzelliğidir. İhsân,
diğer anlamları yanında temelde söz, mantık, vicdan ve davranışları
güzelleştirmek anlamına gelir. İhsân, yani güzellik, güzel davranışlar
sergileme, sadece namaz gibi ibâdetlerle ilgili meselelerde mü'minin yükümlü
olduğu bir sorumluluk değil; bütün söz ve işlerindeki değişmez tavrıdır. Allah
her şeyde ihsan/güzellik ile davranılmasını
kullarının üzerine gerekli kılmıştır: “Allah her şeyde ihsânı/iyilik ve güzelliği yazmıştır (farz
kılmıştır)...” (Müslim, Sayd ve'z-Zebh 57)
“Kullarıma söyle;
sözün en güzelini söylesinler...” (17/İsrâ, 53). Güzel söz; doğru, faydalı, sevindirici ve
muhâtabın seviyesine uygun olan sözdür. Doğru sözdür: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun, haramlardan sakının. Doğru söz
söyleyin ki Allah işlerinizi düzene koysun ve günahlarınızı bağışlasın...”
(33/Ahzâb, 70-71) “Acı da olsa doğruyu
söyle...” “Yalandan da sakının. Çünkü yalan, imana aykırıdır.” (Keşfu’l
Hafâ, 1890, 865)
Güzel söz, faydalı olan sözdür: “Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimse,
ya hayır söylesin veya sussun.” (Et-Tâc, 5/183). Kur’an’da gerçek
mü’minlerin faydasız, mâlâyâni
konuşmalardan kaçındıkları belirtilir: “Gerçekten mü’minler kurtuluşa ermiştir. Onlar ki, namazlarında huşû
içindedirler. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler...”
(23/Mü’minûn, 1-3) “Kendisini
ilgilendirmeyen mâlâyâniyi (faydasız söz ve işleri) bırakması, mü’minin
müslümanlığının güzelleşmiş olmasındandır.” (Et-Tâc, 5/186)
Güzel söz, sevindirici sözdür: “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Müjdeleyin
(sevdirin), nefret ettirmeyin.” (Mişkâtu’l Mesâbih, hadis no: 3722) “(Sevdirici ve sevindirici) tatlı söz
(muhâtaba verilmiş) bir
sadakadır.” (Keşfu’l
Hafâ, hadis no: 1947).
Güzel söz,
muhâtabın seviyesine uygun olan sözdür: “(Rabbimiz tarafından) insanlara aklî seviyelerine uygun olarak
konuşmakla emrolunduk.” (Keşfu’l Hafâ, hadis no: 592). Güzel söz, Allah'a dâvet
eden ve sâlih amel işleyen, ben
müslümanım diyenin sözüdür: “(İnsanları)
Allah'a çağıran, sâlih (iyi ve güzel) iş yapan ve ‘ben müslümanlardanım’
diyenden daha güzel (ahsen) sözlü kim vardır?” (41/Fussılet, 33). Sözde
ihsân, sadaka vermekle eş tutulur: "...Güzel
söz sadakadır." (Müslim, Zekât 56; Tirmizî, Birr 36)
Konuşma yeteneği, insanlar için
verilmiş değerlerin en önemlilerinden biridir. Bu kabiliyet ile insan,
hemcinsleriyle anlaşma imkânına sahip olur. Toplum halinde yaşamak
mecbûriyetinde olan insan, her gün defalarca bu yeteneğini kullanarak etrafında
dost veya düşman halkaları meydana getirir. Hayatımızı İlâhî ölçülere göre
sürdürmemizi emreden Yüce Allah, çevremizde dost kazanmamızın sırrını açıklarken
şöyle buyurur: “Hasene/güzellik, iyilik
ile; seyyie/çirkinlik, kötülük bir olmaz. (Sen, çirkinliği/kötülüğü) en güzel
olan şeyle uzaklaştır; o zaman (bakarsın ki) seninle arasında düşmanlık olan
kimse, sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” (41/Fussılet, 34)
“İçlerinden zulmedenler bir yana,
ehl-i kitapla ancak en güzel şekilde (ahsen) mücâdele edin ve deyin ki: ‘Bize
indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim ilâhımız da, sizin ilâhınız
da birdir ve biz O’na teslim olmuşuzdur.” (29/Ankebût, 46) “Rabbinin
yoluna hikmetle ve güzel öğütle dâvet et. Onlarla en güzel şekilde mücâdele
et.” (16/Nahl, 125)
“Size bir selâm
verildiği zaman, siz de ondan daha güzeli (ahseni) ile selâmlayın; yahut
aynısıyla karşılık verin...” (4/Nisâ, 86)
“Allah yolunda infak edin/harcayın. Kendi ellerinizle kendinizi
tehlikeye atmayın. İhsân edin (her türlü hareket ve davranışınızı güzel ve
dürüst yapın); Allah muhsinleri (güzel iş yapanları) sever.” (2/Bakara, 195). Her davranışımızı
güzelleştirmek, Rabbimızın emri olduğu için ibâdettir. “Tâğuta (şeytana, putlara ve putlaştırılanlara) kulluk etmekten
kaçınıp, Allah'a yönelenlere müjde vardır. Dinleyip de sözün en güzeline
(ahsen) uyan kullarımı müjdele...” (39/Zümer, 17-18)
“(Seyyie ile hasene)
iyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel bir tavırla (ahsen) önle. O
zaman (görürüsün ki) seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki yakın bir
dost olur.” (
41/Fussılet, 34) "...(O akıl
sahipleri) ki, onlar kötülüğü iyilikle (seyyieyi hasene ile) savan
kimselerdir..." (13/Ra'd, 22) “Güzel
ahlâk; mahrum edene vermen, ilgiyi kesene alâka göstermen, sana karşı haksızlık
yapanı affetmendir.”
“Rabbinin yoluna hikmet ve mev’ıza-i hasene ile (güzel öğütle) çağır ve
onlarla en güzel şekilde mücâdele et...” (16/Nahl, 125) “Ona
tatlı dille konuşun, yumuşak söz söyleyin; belki o, aklını başına alır veya
korkar.” (20/Tâhâ, 44)
“De ki: ‘Geliniz, Rabbinizin size
neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi şirk/ortak koşmayın. Ana
babaya ihsân/iyilik edin, güzel davranın...” (6/En’âm, 151)
“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da ihsânı/iyi ve güzel
davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin
yanında yaşlanırsa, kendilerine ‘of!’ bile deme; onları azarlama. İkisine de
güzel söz söyle.” (17/İsrâ, 23). Bu âyetlerde kesin bir dille emredilen ana
babaya ihsânın/güzelliğin, onları doyurmaktan ziyâde, içten gelen bir anlayışla
koruma ve saygıda kusur etmemek, yani güzel davranmak olduğunu görüyoruz.
Yenilen şeylerin helâl ve temiz
(tayyib) olması Kur’an’ın emirlerindendir. Yeme ve giyme konularındaki âyetlerde de temizlik ve güzellikle ilgili
emir ve tavsiyeler bulunur: “Ey insanlar!
Yeryüzünde bulunan gıdâların güzel, temiz ve helâl olanlarından yiyin...” (2/Bakara,
168) “Ey Âdem oğulları! Her mescide
gidişinizde ziynetli elbiseler giyin; yiyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü
Allah israf edenleri sevmez.” (7/A’râf, 31) “Ey Âdem oğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek
elbise indirdik. Takvâ elbisesi ise daha hayırlıdır...” (7/A’râf, 26)
Bütün yaptıklarımızı Allah’ın bizi
gördüğü şuuruyla yapmak; her işte güzellik: “Allah
(yapılacak) bütün işlerin güzel bir şekilde yapılmasını farz kılmıştır...”
(Müslim, Sayd ve'z-Zebh 57) “İhsan (güzel
davranış), Allah’a O’nu görüyormuşçasına ibâdet etmendir. Her
ne kadar sen
O’nu görmüyorsan bile O seni görüyor.” (Buhâri, İman 37;
Müslim, İman 1, hadis no: 8)
“Zulmedenlere az da olsa meyletmeyin. Aksi halde ateş size dokunur
(cehennemde yanarsınız). Sizin Allah’tan başka evliyânız/dostlarınız yoktur.
Sonra da size yardım edilmez. Gündüzün iki tarafında (sabah, öğle ve ikindi)
gecenin de yakın saatlerinde (akşam ve yatsı) namazı kıl. Çünkü
hasenât/güzellikler/iyilikler/sevaplar, seyyiâtı//kötülükleri/günahları
giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere (güzel bir) hatırlatmadır. Sabırlı ol,
çünkü Allah ihsân sahibi olanların (güzel iş yapanların) mükâfatını zâyi
etmez.” (11/Hûd,
113-115)
Güzel bakan, güzel görür; güzel iş
yapan, daha güzeline kavuşur. Hakiki güzellik; Allah ve Rasûlü. Allah’ın emri
ve hükmü; Rasûlünün tebliği ve örnekliği... Kulluk ve ibâdet...
Bütün yüceliklerle vasıflı ve tüm
eksikliklerden münezzeh olan ve her şeye gücü yeten Allah mutlak güzel olduğu
ve güzelliği sevdiği için de, yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır (32/Secde,
71). Yapmakla yükümlü kılındığımız güzel amellerin genel ölçülerini, sözlerin
en güzeli kıldığı Kur’an (39/Zümer, 23) ile bildirmiş, güzel ahlâkı azîm/yüce
kıldığı elçisi (68/Kalem, 4) Hz. Muhammed (s.a.s.) ile örneklendirmiştir.
Rasûlullah’ta güzel örnekler (33/Ahzâb, 21) tümüyle mevcut bulunduğundan, o,
kendi görevini; “Ben, güzel ahlâkı
tamamlamak için gönderildim.” (Ahmed bin Hanbel, 2/381; Muvattâ,
Hüsnü’l-Hulk 8) şeklinde özetlemişti. Güzel Rasûl, "her şeyde ihsânın, yani iyilik ve güzelliğin farz kılındığını” (Müslim,
Sayd ve'z-Zebh 57) bildirerek bizim
kulluk görevimizi de veciz bir şekilde beyan etmişti.
Güzelleştirmek, güzelleşmektir; daha
doğrusu, fıtratımızdaki güzelliği ortaya çıkarmaktır. Amellerimizi
güzelleştirmenin ise, bir arada bulunması gereken biri şekle; diğeri öze bağlı
iki ana şartı vardır: Birincisi, yapılacak işin İlâhî yasaları içeren vahye
uygun olmasıdır. İkinci şart, öze ilişkin şart ise, şeklen dine ve akla uygun
işleri Allah’ı görür gibi ve de O’nun tarafından görüldüğü şuuru içinde (ihlâs,
huşû ve takvâ ile) ibâdetleştirerek yapmaktır.
Güzel davranış sahiplerine Allah
ihsânla/güzellikle ve daha fazlasıyla karşılık verecektir. “İhsân edenlere/güzel amel işleyenlere, hüsnâ/daha güzel mükâfat
(cennet), bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz (kara leke)
bulaşır, ne de bir horluk (gelir). İşte onlar cennet ehlidirler. Ve onlar orada
ebedî kalacaklardır.” (10/Yûnus, 26)
"Kim (Allah huzuruna) bir hasene/güzellikle gelirse, ona
getirdiğinin on katı vardır." (6/En'âm, 160). İnsan, ihsân üzere olur, güzel işler
yaparsa, davranışlarını ihsân üzere gösterirse, bunun karşılığı olarak ihsân
görür, güzellikle muâmele edilir. “İhsânın
karşılığı ihsândan başka bir şey midir?” (55/Rahmân, 60)
İnsanların dünyada işledikleri
ameller ne kadar ihsân vasfında güzel olursa olsun, Allah'ın ihsânıyla,
âhirette vereceği güzelliklerle mukayese edilmez. Zaten insanın ihsân üzere
yaşayıp güzellikler sergilemesi de Allah'ın bir lutfu ve ihsânıdır, O'nun
yardımıyladır. Bunları düşünen insan, yaptığı güzelliklerden dolayı nefsine pay
çıkarıp kibirlenmemeli, ihsânını riyâ ve gurur pisliklerinde kirletmemelidir.
Allah, güzel davranışlarda bulunan
muhsinlerle beraberdir, onları sever, onları korur, onlara dünya ve âhirette
iyilikler verir (2/Bakara, 195; 3/Âl-i İmrân, 134, 147; 5/Mâide, 13, 85,
93; 7/ A’râf, 57; 9/Tevbe, 120;
29/Ankebût, 69 vd). Allah'ın rahmeti sürekli muhsinlerle, güzellik
sergileyenlerle beraber olur (7/A'râf, 56). Muhsinler, kopmaz bir ipe bağlanmış
olurlar (31/Lokman, 22). Kur'an, muhsinlere rahmet sunar (31/Lokman, 3;
46/Ahkaf, 12). İhsân sahiplerinin aleyhine bir yol (onları yenik duruma
düşürme) yoktur (9/Tevbe, 91).
"Güzel olan şeyler, ancak
kendilerinden anlayan ve hoşlanan kimselere güzel gelir."
"Rûhun güzelliği, bedenin
güzelliği kadar kolaylıkla görülmez."
"Eserdir, sanattır, dildir,
sâlih ameldir rûhun güzelliğini gösteren."
"İç hayatımızın hazinesini
zenginleştiren her şey güzeldir."
"Güzellik, Allah'ın
armağanıdır."
"Asırlardır bu böyledir, /
Bütün kötülükler geçer; / Yaşar iyi ve güzel olan."
"Bu hayata değer verdiren tek
şey, sonsuz güzelliğin görülmesidir."
"Doğru olan bir şey, hep güzel
ve akla yakındır."
"Bana Allah'ı hissettirmeyen
câmi, ne kadar muhteşem olsa bile, güzel değildir."
"Güzel gören, güzel düşünür;
güzel düşünen hayatından lezzet alır."
"İnsan, bu geçici dünyada
güzelliği görünce gerçek güzelliği hatırlar ve ona doğru uçmak için yanar
tutuşur."
Başta şirk olmak üzere her çeşit
haramın çirkinliklerinden ibâdet ve kulluğun güzelliklerine hicret edenlere
selâm olsun!
“Rabbenâ âtinâ fi’d-dünyâ haseneten ve fi’l-âhireti haseneh ve gınâ
azâbe’n-nâr (Rabbimiz, bize dünyada da hasene/güzellik ver, âhirette de
hasene/güzellik ver; bizi ateş azâbından koru)." (2/Bakara,
201)