Berfin, Sayı 4, Mart-Nisan 2004
Güzel'e
ve Güzelliğe Çağrı
Müslümanlar, hayata ve hayattaki her
şeye müslümanca bakabilmelidir. Çünkü İslâm, hayatımızın vazgeçilmez bile olsa
bir parçası değil; hayatımızın kendisidir, yaşantımızın bütünüdür. İnancımızın,
düşüncemizin, duygularımızın, davranışlarımızın, eğitimimizin, hayat
görüşümüzün tümünü kuşatan ilkeler bütünüdür İslâm (6/En’am, 162). Müslüman da
bu ilkelere severek, isteyerek teslim olan ve bunları hayatına geçiren, daha
doğrusu hayatının bunlarla hayat olduğu bilinciyle yaşayandır (Bkz. 8/Enfâl,
24). Yoksa Allah ve Rasûlünün belirlediği bu ilkelerin dışında bir seçeneği,
tercih ve özgürlüğü yoktur müslümanın (33/Ahzab, 36). Tabii, aynı zamanda
güzellik ve estetik anlayışımızın da prensipleri O’nun çizdiği hudut dışına
çıkmayacak, O’nun rızâsı istikametinde güzellikler
sergilenecektir.
Kur'ân-ı Kerim insanların
dikkatlerini hep güzele döndürür. Güzelliği doyasıya seyretmek ve kavrayabilmek
için şöyle buyurur: "O'dur ki,
yarattığı her şeyi güzel yaptı..." (32/Secde, 7). Bu, insan fıtratının
gördüğü, gözünün seyrettiği, zihninin kavradığı bir hakikattir, eşyanın
şeklinde ortaya çıkan saf bir gerçektir. Allah'ın yarattığı her şeyde bir
güzellik göze çarpar. Her şeyde eşsiz bir güzelliğin hâkim olduğu eksiksiz bir âhenk vardır. Gören bir göz, hisseden bir gönül, düşünebilen
bir zihin bu âlemde bütünüyle bir âhenk ve güzellik
bulur.
En güzel kıvamda, en güzel biçimde
yaratılan (95/Tîn, 4) insanla ilgili güzellikler,
somut bedensel güzelliklerin yanında ve ondan öncelikle soyut güzelliklerdir. Tevhidî, ahlâkî, rûhî, zihnî güzelliktir esas önemli olan.
Tüm insanlar, hangi renkte, hangi yaşta, hangi seviyede olursa olsun
yaratılışındaki mânevî/fıtrî potansiyel sâyesinde
güzellik yarışmasına katılabilir, derece alabilir. Çünkü Allah, ölüm ve hayatı,
insanlardan kimlerin en güzel ameller işleyeceğini sınamak için yaratmıştır
(67/Mülk, 2). Hayırda yarışmaya katılmamız emredilmiştir (2/Bakara, 148;
5/Mâide, 48). İnsan yüzünün ve bedeninin güzelliği, somut bir güzelliktir,
genellikle "cemâl" kelimesiyle ifade edilir.
Onun mânevî, ahlâkî güzelliği ise soyut bir
güzelliktir ve çoğu zaman "hüsün" kelimesinde ifadesini bulur. Soyut
güzellik gözle görülemez, ancak bir mânevî aynada
kendini hissettirir. Meselâ, merhametin güzelliği, fakire verilen sadakada
somutlaşır ve seyredilir. İlim ve aklı kullanma da soyut bir güzelliktir. Bu
güzelliğin sergilenmesi de ihsân derecesine ulaşan
sâlih amele kapı açan tevhidî imandır. Soyut güzelliklerin zirvesi iman ve takvâdır. Hiçbir gözün görmediği, beşer aklının hayal bile
edemeyeceği Cennetin muhteşem güzelliği, iman ve sâlih ameldeki güzelliğin
öteki âlemdeki yansıması ve ürünüdür.
Güzellik, fıtrî bir özelliktir.
Güzel Zât’ın güzel olarak yarattığı insanın, güzeli
gören, güzelden zevk alan rûhu, etrafta güzeli arar, bulur. Güzel, herkes için
ihtiyaç duyulan bir hoşnutluk, bir haz duyma ve kesin hüküm verme işidir.
Güzelliği açıklamak, onu yaşamak, onun heyecanını içinde duymaktır. Her insanda
güzellik duygusu bulunmakla beraber, onun uyanması güzel bir esere ihtiyaç
gösterir. Duygular, meydana çıkmak ve gelişmek için kendilerini uyandıracak
araçlara muhtaçtırlar. Güzel eserler içimizde bir âhenk
duygusu uyandırdıkları için huzur, sükûn ve mutluluk hissi doğururlar. Çünkü
“güzele bakmak, güzeli düşündürür; güzeli düşünmek de insana huzur verir.”
Güzellik, psikolojik sistemlere
dayalı olduğundan herkese göre değişen ne olduğu belirsiz, sınırları insandan
insana değişen bir değer yargısı mıdır? Batı kafasına göre, “evet!” O yüzden
mutlak güzelliği tanımayan Batı, estetik konusunda yüzlerce sene arkası
kesilmeyen felsefî tartışmalar yapagelmiş, ama sonuçta bir uzlaşmaya
varamamıştır.
Güzelin ölçüsü müslümana göre
bellidir: Cemîl/Güzel olan Allah’ın hükmü. Güzel,
Allah’ın güzel dediğidir. Bütün fıkıh usûlü ile ilgili
kitaplarda “husün-kubuh” (güzellik-çirkinlik) konusu işlenir. Bu konudaki
görüşler şöyle özetlenebilir: “Güzel olan Allah, sadece güzel olan şeylerin
yapılmasını emreder” veya “güzel olan Allah’ın emrettiği her şey güzeldir.”
“Allah sadece çirkin şeyleri yasaklar” veya “Allah’ın yasakladığı her şey
çirkindir.”
“Şüphesiz ki Allah güzeldir, güzeli sever.” (Müslim, İman, 1/93; İbn Mâce, Duâ,
10) hadis-i şerifi de,
bu konuda müslümanlar
açısından çıkış noktası
kabul edilmiştir. Allah’ın emrettiği “ihsân”ın
bir anlamı da güzelliktir. İslâm; düşüncenin, hareketin, duyguların, sözün,
sesin, davranışın, kısacası her çeşit ibâdetin, yani
her şeyin en güzelini ister.
Haramlar güzel olamaz. Duyular,
duygular yanılabilir. “Sizin için daha
hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu
halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, halbuki
siz bilemezsiniz.” (2/Bakara, 216). Nefisle, arzu ile,
hevâ ile, câhiliyyenin çirkeflikleriyle kirlenmiş ve fıtratı bozulmuş, selîm
olmayan akılla güzelin tanımı ve ölçüsü tesbit edilmeye kalkılırsa, insan
putlaştırılmış olur. Haram olduğu halde güzel zannedilenler, gerçek güzelden
insanı alıkoyan yapay/sanal güzellerdir; daha doğrusu hallüsinasyonlardır. “Şeytan onlara yaptıkları işleri
ziynetlendirip güzel gösterdi ve onları yoldan saptırdı.” (29/Ankebût, 38)
Haram olan bir şey, müslümana göre
güzel değildir. Çünkü müslümanın ölçüsü, duyuları ve duyguları değildir. O,
duygularının, hevâsının kulu değil; Allah’ın kuludur. “Hoşlandığı ve
hoşlanmadığı” her konuda Rabbına itaat edecektir. İmanı nispetinde duyu ve
duygularını da selîm/sağlam kılacak, onları da Rabbına
teslim edecek, o zaman nefis de mutmain olacak, Rabbının emirlerinden râzı ve
hoşnut olma seviyesine çıkacaktır. Bu, benliğini kaybetme değil; aksine,
bulmadır. Bu, yok olma değil; Allah’ta var olmadır, kâmil insan olmadır.
Güzelleştiren Allah, güzeldir ve
güzellikler O'nun cemâlinin vasfıdır. O'nun güzelliği
de yaratıklara benzemez. İnsanları etkileyen sanat eserleri, mûcizelerin
gücü, hârika ve fevkalâde olaylar... bütün bu
güzellikleri yaratan ve bu güzellikleri idrâk edecek yetenek vererek insanı
güzelleştiren Allah'tır. Evrendeki her şeyde güzellikler açık veya kapalı bir
şekilde görülmektedir. Güzel olan Allah'ın yarattığı varlıklar, ya bizzat
güzeldir veya sonuçları yönüyle güzeldir. Allah'tan daima güzellik zuhur eder.
Kötü ve çirkin, şeytanın ve insan
nefsinin ürünüdür (4/Nisâ, 79). Allah, yaratıcıların
en güzelidir (23/Mü'minûn, 14; 37/Saffât, 125). Allah, hüküm verme bakımından
da en güzel olandır. Rızkın en güzeli de Allah'tan gelir. O, rızık verme
bakımından da en güzeldir (65/Talak, 11; 11/Hûd, 88; 22/Hacc, 58; 16/Nahl, 75).
Var ettiklerine en güzel boyayı
vuran da Allah'tır (2/Bakara, 138). Güzelin kaynağı ve tüm güzelliklerin
sergileyicisi olan Allah, insandan da güzellik sergilemesini, yani ihsanı
emreder: "...Allah sana ihsân ettiği gibi, sen de (insanlara) ihsân et (güzellikler
sergile, iyilik yap)..." (28/Kasas, 77)
Câhiliyye insanı, bakmasını
bilemediğinden, Allah’ın nûruyla bakamadığından,
gözlerinde perde bulunduğundan evrendeki güzellikleri göremez. O, kendine göre,
yapay/sanal bir güzel
peşindedir. Müslüman ise, güzelliği yaratanı bildiğinden, güzeli keşfetmeye tâliptir.
Eşyanın güzelliğinde hakiki güzelliğin tecellîlerini
anlar müslüman. O, mutlak güzellik peşindedir. Allah’ın cemâl
sıfatının tecellîlerini görerek hayran olur. Güzellik mutlak olduğu için,
yaratılışta, Allah’ın yarattıklarında çirkinlik yoktur.
Çirkinlik, itibârîdir,
görecelidir. Birinin çirkin dediğine bir başkası sevgi gözüyle bakıp
sevebildiği zaman güzellikler bulabilir. Allah, kötü ve çirkin bir şey
yaratmamıştır. Bir şeyin çirkinliği ve kötülüğü kullanıldığı yere göredir.
Meselâ, hayvan gübresi genellikle pis bir şey diye görülür. Fakat gübreyle
meyveler, sebzeler büyür, gelişir. Bu açıdan ele alınınca gübrenin bir lütuf ve
nimet olduğu ortaya çıkar. Ama birisi gübreyi alıp üstüne başına sürmüşse, o
zaman, ona pis demek yerinde olur. Tarlasına, bahçesine gübre çeken bir çiftçi
bu haliyle hiçbir zaman pis değildir.
Ölüm olmasaydı, ölümden sonraki
hesaba çekilmekle başlayan hayat olmasaydı... O zaman her şey anlamsız ve boş
olurdu; güzeller ve güzellikler bile. Evet, ölüm olmasaydı o zaman nefse hoş
gelen, sınırlarını hevânın veya çevrenin çizdiği güzellerin (!) ve
güzelliklerin (!) belki bir değeri olurdu. O zaman dünya sadece eğlenmek ve
zevk almaktan ibâret olabilirdi. Ama ölüm var, hem de
evet, güzel olan ölüm ve ölüm ötesi güzellikler bizi bekliyor. O halde tüm
yapay ve sanal güzellikleri, bütün sahte ve fâni güzellikleri o yok olmayacak
gerçek güzellik uğrunda fedâ etmeye değmez mi?
Güzellik; zevkle, haz duymakla,
hoşlanmakla, beğenmekle
ilgilidir. Kur’an bu konuda insanın hevâsının/arzusunun doğru bir
ölçü olmadığını belirtir: “Hoşunuza
gitmediği halde savaş size yazıldı/farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu
halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi
sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, halbuki siz
bilmezsiniz.” (2/Bakara, 216)
Allah için yapılan her şey, atılan
her adım, hikmet ve ibretle bakılan, dolayısıyla O’nun adıyla okunan her şey ibâdet; her ibâdet de güzel, güzeller güzeli.
Allah mutlak Güzeldir. Allah'ın isim-sıfatlarından biri
"el-Muhsin" (güzel yapıp eden)dir. Allah muhsin olduğu için her
yarattığını güzel yaratmıştır. O, insanı da güzel, hatta en güzel biçimde
yaratmıştır (bkz. 32/Secde, 7; 40/Mü'min, 64; 64/Teğâbün, 3; 59/Haşr, 24; 95/Tîn, 4). İnsanın ürettiği tüm güzelliklerin gerçek sahibi ve
yapıp edicisi Allah olup bu üretimde, insanın beynini, gönlünü, elini, dilini
kullanmaktadır.
Allah'tan daima güzellik zuhur eder.
Kötü ve çirkin (seyyie), insan nefsinin ürünüdür (4/Nisâ,
79). Allah, yaratıcıların en güzelidir (40/Mü'min, 14; 37/Sâffât, 125). Var
ettiklerine en güzel boyayı vuran da Allah'tır (2/Bakara, 138). Allah, aynı
zamanda hüküm verme bakımından da en güzel olandır (5/Mâide, 50). Rızkın en
güzeli de Allah'tan gelir. O, rızık verme yönüyle de en güzeldir (65/Talâk, 1;
11/Hûd, 88; 22/Hacc, 58; 16/Nahl, 75). Sözün de en güzelini bir Kitap halinde
indiren O'dur, O'nun kelâmı da tüm güzellikleri içerir
(39/Zümer, 23). Bu yüzden insana, indirilen sözün en güzeline uyması emredilir.
İnsana inen sözlerin en güzeli Allah'ın sözüdür (39/Zümer, 55). Onun için,
güzel insanların bir niteliği, sözü dinleyip onun en güzeline uymaktır
(39/Zümer, 18). En güzel din, güzellikler sergileyerek Allah'a teslim olanların
dinidir (4/Nisâ, 125). Allah, fiil, söz ve hükmüyle en
güzelin kaynağı olduğundan, en güzel isimler (esmâu'l-hüsnâ) da O'nundur
(7/A'râf, 180; 20/Tâhâ, 8; 59/Haşr, 24).
Kur'an'ın ideal insanı
"muhsin" diye anılmaktadır. Kur'an'da 39 kez tekrarlanan
"muhsin", güzel düşünüp güzel eylemler yapan kişi demektir. Muhsin
kelimesi, Kur'an'da istisnâ dışında hep çoğul şekliyle
kullanılmıştır. Bu da gösterir ki, güzellik üretimi ihlâsla sâlih amel işleyen
cemaat içinde bulunmadan, toplumsal bir idrâk ve uğraş
olmadan, yeterince gelişemez. Kur'an'ın kılavuzluğu, rahmeti ve öğüdü,
muhsinler (güzel düşünüp güzel şeyler üretenler) içindir; Kur'an onlara hayır
ve bereket getirir (31/Lokman, 3). Güzelle ilgisi kopuk, güzelliği hayatından
silmiş kişiler ve toplumlar Kur'an'ın hidâyetini
anlayamazlar ki ondan hayır ve bereket görsünler. Güzele düşmanlık
sergileyenler ise Kur'an'ın rahmetinden nasipsizlikle kalmazlar, onun lânetine
de uğrarlar. Leyl sûresi 6-9. âyetler, bu
lânetlenmenin kanıtı olarak hayatın zorlaştırılmasını, kaosa itilmeyi
göstermektedir.
Güzellik konusuyla ilgili birkaç âyetle birkaç hadis meâli verelim:
“...İhsân
edin (her türlü hareket ve davranışınızı güzel ve dürüst yapın); Allah
muhsinleri (güzel iş yapanları) sever.” (2/Bakara, 195)
“Muhakkak ki Allah, adâleti, ihsânı (güzel iş
yapmayı, iyiliği), akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri, fenâlık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye
size öğüt veriyor.”(16/Nahl,
90)
“Eğer ihsân ederseniz (güzel davranışlarda
bulunursanız), kendinize ihsân etmiş olur; kötülük ederseniz yine kendinize
etmiş olursunuz...” (17/İsrâ,
7)
“İman edip sâlih amel işleyenler (bilmelidirler ki) Biz, güzel işler
yapanların (ahsene amelâ) ecrini zâyi etmeyiz. İşte
onlara, içinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır...” (18/Kehf, 30-31)
"...Allah sana ihsân ettiği gibi, sen de
(insanlara) ihsân (güzellikler) sergile..." (28/Kasas, 77)
"Şüphesiz Allah her şeyde ihsânı/iyilik ve
güzelliği yazmıştır (farz kılmıştır). O halde siz öldürdüğünüz vakit bile,
öldürmeyi güzel yapın. Kestiğiniz zaman da kesmeyi güzelce gerçekleştirin. Her
biriniz bıçağını bilesin. Ve kestiği hayvana eziyet vermesin." (Müslim, Sayd ve'z-Zebh 57; Ebû
Dâvud, Edâhî 12; Tirmizî, Diyet 14; İbn Mâce, Zebâih 4; Nesâî, Dahâyâ, 22)
“Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (Ahmed bin Hanbel, 2/381; Muvattâ,
Hüsnü’l-Hulk 8)
“Mü’minlerin iman bakımından en kâmil olanları, ahlâkı en güzel
olanlarıdır.”
(Buhârî, Edeb 39; Ebû Dâvud, Sünnet 14)
“Kovandaki suyu, isteyenin kabına boşaltmak ve mü'min kardeşine güler
yüzle konuşmak gibi de olsa, iyi, güzel ve doğru olan hiç bir sözü, işi ve
davranışı küçümseme (yapabilirsen hiç durma, yap)." (Ebû Dâvud, Libas)
Muhsin, güzellikler sergileyen ve
güzel işleri gerektiği gibi en güzel şekilde yapan demektir. Allah (c.c.)
muhsinleri sever (3/Âl-i İmrân, 134, 148; 2/Bakara
195; 5/Mâide, 13, 93). Allah muhsinlerle beraberdir (16/Nahl, 128; 29/Ankebût,
69). Muhsin, güzellik sergileyen, güzel işleri lâyık oldukları bir şekilde
yapan, bol bol ihsanda bulunan demektir. Mü’minler, inandıkları Rablerinden
öğrendikleri ihsan ahlâkıyla, sürekli ihsan ederler, muhsin olmaya çalışırlar
(16/Nahl, 127; 2/Bakara, 112; 4/Nisâ, 125).
Muhsinler (güzellikler sergileyen
ihsan sahipleri), bütün işlerini Allah’ın râzı olacağı şekilde güzel ve takvâya
uygun yaparlar. Onlar;
çirkin, bayağı, kötü, zararlı ve faydasız
amellerden, faâliyetlerden
uzaktırlar. Muhsin olanlar, insanlar içerisinde güzel davranışların, işleri
güzel yapmanın sembolüdürler. Kur’an, Allah’ın muhsinlerle beraber olduğunu
açıkladığı gibi (16/Nahl, 128; 29/ Ankebût, 69), onlara müjdeler verildiğini de belirtir (6/En’âm, 154;
22/Hacc, 37, v.d.). Kur’an, onlar için bir rahmettir (31/Lokman, 3). Muhsin
olarak özlerini Hakk’a bağlayanlar gerçekten kopmaz bir ipe bağlanmış olurlar
(31/Lokman, 22). Allah (c.c.), mü’minlere adâletle
beraber ihsânı da emrediyor (16/Nahl, 90). Allah (c.c.), insanlara ihsânla davrandığı gibi, insanın da ihsân sahibi olması en
güzel şeydir (28/Kasas, 77). İhsân/güzellik; insanda
toplam kalite demektir. Kâmil insan denen, kaliteli insanı ifâde
eden Kur'anî kavramlardan biri "hüsn" kelimesinden türeyen ihsân
kavramıdır. Muhsin de, ihsânın gereklerini,
güzellikleri yerine getiren insandır. İhsân, her şeyi
güzel, eksiksiz ve mükemmel yapmaktır. Bütün davranışlarında Allah'ı görür gibi
davranan ve daima Allah'ı yanında hisseden insan, muhsin olma seviyesinin
eşiğinden içeri girmiş demektir.
İhsân, aynı zamanda Allah’ı görüyor gibi
ibâdet etmektir. Meşhur Cibrîl hadisinde Peygamberimiz
‘ihsân’ı şöyle tanımlamıştır: “Allah’a
O’nu görüyormuşçasına ibâdet etmendir. Her ne kadar sen O’nu görmüyorsan bile O
seni görüyor.” (Buhârî, İman 37; Müslim, İman 1, hadis no: 8). Burada
bizzat Allah’ı görmek değil; Allah’ın sıfatlarını, Rabliğini ve azametini göz
önünde bulundurmak kast edilmektedir. Mü’min, ibâdetini
ihsân üzere yapar, yani en güzel şekilde, ibâdetin amacına ve hikmetlerine
uygun bir tarzda yapar/yapmalıdır. Bu da, Allah’ı görüyor gibi bir duygu
içerisinde olmakla mümkündür. O yüzden ibâdetin en
büyüğü namaz miraç sayılmıştır, O'na yönelmek, O'nun huzuruna çıkmak, O'nunla
konuşup görüşmek, O’ndan güzellik devşirmektir namaz. Ve tüm hayatımız namaza
benzemeli, O’na kulluk, namazla bitmeyip namazla başlamalı, her namazla daha
güzel hale gelmeli. Hâlâ terk edemediğimiz kötülük ve çirkinlikler, namazımızı
terk ettirmeden ya da sevabını azaltmadan, namazımız kötülükleri hayatımızdan
terk ettirmeli, o güzellikte ikame edilmeli.
Güzellik Tanımına Giren ve Güzel Yapılması Özellikle Emredilen Önemli
Davranışlar: İhsân, söz ve davranış güzelliğidir. İhsân, diğer anlamları yanında temelde söz, mantık, vicdan
ve davranışları güzelleştirmek anlamına gelir. İhsân,
yani güzellik, güzel davranışlar sergileme, sadece namaz gibi ibâdetlerle
ilgili meselelerde mü'minin yükümlü olduğu bir sorumluluk değil; bütün söz ve
işlerindeki değişmez tavrıdır. Allah her şeyde ihsan/güzellik ile davranılmasını kullarının
üzerine gerekli kılmıştır: “Allah her
şeyde ihsânı/iyilik ve güzelliği yazmıştır (farz kılmıştır)...” (Müslim,
Sayd ve'z-Zebh 57)
Konuşmada Güzellik ve Güzel Sözün Mâhiyeti: “Kullarıma söyle;
sözün en güzelini söylesinler...” (17/İsrâ, 53). Güzel söz; doğru, faydalı, sevindirici ve muhâtabın seviyesine uygun olan sözdür. Doğru sözdür: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun,
haramlardan sakının. Doğru söz söyleyin ki Allah işlerinizi düzene koysun ve
günahlarınızı bağışlasın...” (33/Ahzâb, 70-71) “Acı da olsa doğruyu söyle...” “Yalandan da
sakının. Çünkü yalan, imana aykırıdır.” (Keşfu’l Hafâ, 1890, 865)
Güzel söz, faydalı olan sözdür: “Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimse,
ya hayır söylesin veya sussun.” (Et-Tâc, 5/183). Kur’an’da gerçek
mü’minlerin faydasız, mâlâyâni konuşmalardan kaçındıkları belirtilir:
“Gerçekten mü’minler kurtuluşa ermiştir.
Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler. Onlar ki,
boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler...” (23/Mü’minûn, 1-3) “Kendisini
ilgilendirmeyen mâlâyâniyi (faydasız söz ve işleri) bırakması, mü’minin
müslümanlığının güzelleşmiş olmasındandır.” (Et-Tâc, 5/186)
Güzel söz, sevindirici sözdür: “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız.
Müjdeleyin (sevdirin), nefret ettirmeyin.” (Mişkâtu’l Mesâbih, hadis no:
3722) “(Sevdirici ve sevindirici) tatlı
söz (muhâtaba verilmiş) bir sadakadır.” (Keşfu’l Hafâ, hadis no: 1947). Güzel söz,
muhâtabın seviyesine uygun olan sözdür: “(Rabbimiz tarafından) insanlara aklî seviyelerine uygun olarak
konuşmakla emrolunduk.” (Keşfu’l Hafâ, hadis no: 592). Güzel söz, Allah'a dâvet
eden ve sâlih amel işleyen, ben müslümanım diyenin sözüdür: “(İnsanları) Allah'a çağıran, sâlih (iyi ve
güzel) iş yapan ve ‘ben müslümanlardanım’ diyenden daha güzel (ahsen) sözlü kim
vardır?” (41/Fussılet, 33). Sözde ihsân, sadaka
vermekle eş tutulur: "...Güzel söz
sadakadır." (Müslim, Zekât 56; Tirmizî, Birr 36)
Konuşma yeteneği, insanlar için
verilmiş değerlerin en önemlilerinden biridir. Bu kabiliyet ile insan,
hemcinsleriyle anlaşma imkânına sahip olur. Toplum halinde yaşamak mecbûriyetinde olan insan, her gün defalarca bu yeteneğini
kullanarak etrafında dost veya düşman halkaları meydana getirir. Hayatımızı
İlâhî ölçülere göre sürdürmemizi emreden Yüce Allah, çevremizde dost
kazanmamızın sırrını açıklarken şöyle buyurur: “Hasene/güzellik, iyilik ile;
seyyie/çirkinlik, kötülük bir olmaz. (Sen, çirkinliği/kötülüğü) en güzel olan
şeyle uzaklaştır; o zaman (bakarsın ki) seninle arasında düşmanlık olan kimse,
sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” (41/Fussılet, 34)
Tartışmada ve Münâkaşada
Güzellik: “İçlerinden zulmedenler bir yana,
ehl-i kitapla ancak en güzel şekilde (ahsen) mücâdele edin ve deyin ki: ‘Bize
indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim ilâhımız da, sizin ilâhınız
da birdir ve biz O’na teslim olmuşuzdur.” (29/Ankebût, 46) “Rabbinin
yoluna hikmetle ve güzel öğütle dâvet et. Onlarla en
güzel şekilde mücâdele et.” (16/Nahl, 125)
Selâm Vermede Güzellik: “Size bir selâm verildiği zaman, siz
de ondan daha güzeli (ahseni) ile selâmlayın; yahut
aynısıyla karşılık verin...” (4/Nisâ, 86)
Tüm Davranışlarda Güzellik: “Allah yolunda infak edin/harcayın.
Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İhsân
edin (her türlü hareket ve davranışınızı güzel ve dürüst yapın); Allah
muhsinleri (güzel iş yapanları) sever.” (2/Bakara, 195). Her davranışımızı güzelleştirmek,
Rabbımızın emri olduğu için ibâdettir. “Tâğuta (şeytana, putlara ve
putlaştırılanlara) kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere müjde vardır.
Dinleyip de sözün en güzeline (ahsen) uyan kullarımı müjdele...” (39/Zümer,
17-18)
Kötülükler ve Çirkinlikler
Karşısında Güzellik: “(Seyyie ile hasene)
iyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel bir tavırla (ahsen) önle. O
zaman (görürüsün ki) seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki yakın bir
dost olur.” (
41/Fussılet, 34) "...(O akıl
sahipleri) ki, onlar kötülüğü iyilikle (seyyieyi hasene ile) savan
kimselerdir..." (13/Ra'd, 22) “Güzel
ahlak; mahrum edene vermen, ilgiyi kesene alâka göstermen, sana karşı haksızlık
yapanı affetmendir.”
Hakka Çağırmada Güzellik: “Rabbinin
yoluna hikmet ve mev’ıza-i hasene ile (güzel öğütle) çağır ve onlarla en güzel
şekilde mücâdele et...” (16/Nahl, 125) “Ona tatlı dille konuşun, yumuşak söz
söyleyin; belki o, aklını başına alır veya korkar.” (20/Tâhâ,
44)
Ana babaya ihsân/Güzel
Davranma: “De ki: ‘Geliniz, Rabbinizin size
neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi şirk/ortak koşmayın. Ana
babaya ihsân/iyilik edin, güzel davranın...” (6/En’âm, 151) “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da ihsânı/iyi ve güzel davranmanızı kesin bir şekilde emretti.
Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine ‘of!’ bile
deme; onları azarlama. İkisine de güzel söz söyle.” (17/İsrâ, 23). Bu âyetlerde kesin bir dille emredilen ana babaya
ihsânın/güzelliğin, onları doyurmaktan ziyâde, içten gelen bir anlayışla koruma
ve saygıda kusur etmemek, yani güzel davranmak olduğunu görüyoruz.
Yediklerimiz ve Giydiklerimizde
Güzellik: Yenilen şeylerin helâl ve temiz (tayyib) olması
Kur’an’ın emirlerindendir. Yeme ve giyme konularındaki âyetlerde de temizlik ve güzellikle
ilgili emir ve tavsiyeler bulunur: “Ey
insanlar! Yeryüzünde bulunan gıdâların güzel, temiz ve
helâl olanlarından yiyin...” (2/Bakara, 168) “Ey Âdem oğulları! Her mescide gidişinizde
ziynetli elbiseler giyin; yiyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf
edenleri sevmez.” (7/A’râf, 31) “Ey Âdem oğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi,
süslenecek elbise indirdik. Takvâ elbisesi ise daha
hayırlıdır...” (7/A’râf, 26)
Bütün yaptıklarımızı Allah’ın bizi
gördüğü şuuruyla yapmak; her işte güzellik: “Allah
(yapılacak) bütün işlerin güzel bir şekilde yapılmasını farz kılmıştır...”
(Müslim, Sayd ve'z-Zebh 57) “İhsan (güzel
davranış), Allah’a O’nu görüyormuşçasına ibâdet
etmendir. Her ne
kadar sen O’nu
görmüyorsan bile O seni görüyor.”
(Buhâri, İman 37; Müslim, İman 1, hadis no: 8)
“Zulmedenlere az da olsa meyletmeyin. Aksi halde ateş size dokunur
(cehennemde yanarsınız). Sizin Allah’tan başka evliyânız/dostlarınız
yoktur. Sonra da size yardım edilmez. Gündüzün iki tarafında (sabah, öğle ve
ikindi) gecenin de yakın saatlerinde (akşam ve yatsı) namazı kıl. Çünkü hasenât/güzellikler/iyilikler/sevaplar,
seyyiâtı//kötülükleri/günahları giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere (güzel bir)
hatırlatmadır. Sabırlı ol, çünkü Allah ihsân sahibi
olanların (güzel iş yapanların) mükâfatını zâyi etmez.” (11/Hûd, 113-115)
Güzel bakan, güzel görür; güzel iş
yapan, daha güzeline kavuşur. Hakiki güzellik; Allah ve Rasûlü. Allah’ın emri
ve hükmü; Rasûlünün tebliği ve örnekliği... Kulluk ve ibâdet...
Bütün yüceliklerle vasıflı ve tüm
eksikliklerden münezzeh olan ve her şeye gücü yeten Allah mutlak güzel olduğu
ve güzelliği sevdiği için de, yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır (32/Secde,
71). Yapmakla yükümlü kılındığımız güzel amellerin genel ölçülerini, sözlerin
en güzeli kıldığı Kur’an (39/Zümer, 23) ile bildirmiş, güzel ahlâkı azîm/yüce kıldığı elçisi (68/Kalem, 4) Hz. Muhammed (s.a.s.)
ile örneklendirmiştir. Rasûlullah’ta güzel örnekler (33/Ahzâb, 21) tümüyle
mevcut bulunduğundan, o, kendi görevini; “Ben,
güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (Ahmed bin Hanbel, 2/381;
Muvattâ, Hüsnü’l-Hulk 8) şeklinde özetlemişti. Güzel Rasûl, "her şeyde ihsânın,
yani iyilik ve güzelliğin farz kılındığını” bildirerek bizim kulluk görevimizi de veciz bir şekilde beyan etmişti (Müslim, Sayd ve'z-Zebh 57).
Güzelleştirmek, güzelleşmektir; daha
doğrusu, fıtratımızdaki güzelliği ortaya çıkarmaktır. Amellerimizi
güzelleştirmenin ise, bir arada bulunması gereken biri şekle; diğeri öze bağlı
iki ana şartı vardır: Birincisi, yapılacak işin İlâhî yasaları içeren vahye
uygun olmasıdır. İkinci şart, öze ilişkin şart ise, şeklen dine ve akla uygun
işleri Allah’ı görür gibi ve de O’nun tarafından görüldüğü şuuru içinde (ihlâs,
huşû ve takvâ ile) ibâdetleştirerek yapmaktır.
Güzel davranış sahiplerine Allah ihsânla/güzellikle ve daha fazlasıyla karşılık verecektir. “İhsân
edenlere/güzel amel işleyenlere, hüsnâ/daha güzel mükâfat (cennet), bir de
fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulaşır, ne de bir
horluk (gelir). İşte onlar cennet ehlidirler. Ve onlar orada ebedî
kalacaklardır.” (10/Yûnus, 26)
"Kim (Allah huzuruna) bir hasene/güzellikle gelirse, ona
getirdiğinin on katı vardır." (6/En'âm, 160). İnsan, ihsân üzere
olur, güzel işler yaparsa, davranışlarını ihsân üzere gösterirse, bunun
karşılığı olarak ihsân görür, güzellikle muâmele edilir. “İhsânın karşılığı ihsândan başka bir şey
midir?” (55/Rahmân, 60)
İnsanların dünyada işledikleri
ameller ne kadar ihsân vasfında güzel olursa olsun,
Allah'ın ihsânıyla, âhirette vereceği güzelliklerle mukayese edilmez. Zaten
insanın ihsân üzere yaşayıp güzellikler sergilemesi de
Allah'ın bir lutfu ve ihsânıdır, O'nun yardımıyladır. Bunları düşünen insan,
yaptığı güzelliklerden dolayı nefsine pay çıkarıp kibirlenmemeli, ihsânını riyâ ve gurur pisliklerinde kirletmemelidir.
Allah, güzel davranışlarda bulunan
muhsinlerle beraberdir, onları sever, onları korur, onlara dünya ve âhirette
iyilikler verir (2/Bakara, 195; 3/Âl-i İmrân, 134,
147; 5/Mâide, 13, 85, 93; 7/ A’râf, 57;
9/Tevbe, 120; 29/Ankebût, 69 vd). Allah'ın rahmeti sürekli muhsinlerle,
güzellik sergileyenlerle beraber olur (7/A'râf, 56). Muhsinler, kopmaz bir ipe
bağlanmış olurlar (31/Lokman, 22). Kur'an, muhsinlere rahmet sunar (31/Lokman,
3; 46/Ahkaf, 12). İhsân sahiplerinin aleyhine bir yol
(onları yenik duruma düşürme) yoktur (9/Tevbe, 91).
Güzellikle ilgili birkaç güzel söz:
"Güzel olan şeyler, ancak
kendilerinden anlayan ve hoşlanan kimselere güzel gelir."
"Rûhun
güzelliği, bedenin güzelliği kadar kolaylıkla görülmez."
"Eserdir, sanattır, dildir,
sâlih ameldir rûhun güzelliğini gösteren."
"İç hayatımızın hazinesini
zenginleştiren her şey güzeldir."
"Güzellik, Allah'ın
armağanıdır."
"Asırlardır bu böyledir, /
Bütün kötülükler geçer; / Yaşar iyi ve güzel olan."
"Bu hayata değer verdiren tek
şey, sonsuz güzelliğin görülmesidir."
"Doğru olan bir şey, hep güzel
ve akla yakındır."
"Bana Allah'ı hissettirmeyen câmi, ne kadar muhteşem olsa bile, güzel
değildir."
"Güzel gören, güzel düşünür;
güzel düşünen hayatından lezzet alır."
"İnsan, bu geçici dünyada
güzelliği görünce gerçek güzelliği hatırlar ve ona doğru uçmak için yanar
tutuşur."
Başta şirk olmak üzere her çeşit
haramın çirkinliklerinden ibâdet ve kulluğun
güzelliklerine hicret edenlere selâm olsun!
“Rabbenâ âtinâ fi’d-dünyâ haseneten ve
fi’l-âhireti haseneh vegınâ azâbe’n-nâr (Rabbimiz, bize dünyada da
hasene/güzellik ver, âhirette de hasene/güzellik ver; bizi ateş azâbından koru)." (2/Bakara, 201)