Berfin,
Sayı 3, Ocak-Şubat 2004
Ahmed
KALKAN
Yıllardır sadece plajı ve fındığıyla ünü olan Anadolu’nun
şirin ilçesi Karasu’nun adını en güzel şekilde duyurmaya aday taze bir ihraç
ürünü var artık. Karasu’nun üzerine bembeyaz rengini verip yüzünü ağartacak,
sessiz kar taneleri gibi toprağın derinlerine işleyecek ve toprağın bereketini
artırıcı uzun etkiler yapacak, kardan bir gelinlik; Berfin.
Kızlarımıza ne de güzel yakışmış bu giysi. Umarım uzun soluklu olur, ayağını
yere sağlam basar, İlâhî rahmete paratoner olacak istikamette yalpalamaz, hakka
tercüman olur, der gibi yapmaz, der, dergi gibi der, dergi gibi güzellikleri
derler.
Belirli aralıklarla çıkan, belli konularda ve çeşitli
yazarlar tarafından yazılmış yazılardan meydana gelen süreli (periyodik)
yayımlara dergi dendiğini bilirsiniz. Sadece yazıların değil; aynı zamanda
şiir, resim vb. malzemelerin de derlenip sayfalarını oluşturduğu bütündür
dergi. Arapça’da Mecelle, İngilizce’de
review, magazine, Fransızca’da
revue denen derginin eski dilimizde karşılığı mecmua,
yani toplanıp bir araya getirilmiş şeyler. Dergi de mecmua gibi; derlemek, toplamak, cem etmek anlamına
geliyor.
Çorba ve salata bile, yenebilecek her nesnenin rastgele bir araya getirilip karıştırılmasından olmaz;
birkaç dakikada yenilip tüketilecek midesel gıdânın
bile belli bir içeriği ve düzeni olur da; dergi için ilkesiz şekilde körebe
usûlüyle ele geçen yazıların bir araya getirilmesi elbette söz konusu olamaz.
Mideden çok daha önemli olan kafanın beslenmesi için, günler boyu hazmedilerek
sindire sindire alınacak zihinsel gıdâların
hazırlanması daha büyük özen isteyecektir. Belli yayın ilkeleri, belli amaç ve hassâsiyetleri taşımayan dergiler ölü doğmuş, ilerideki
ciddi doğumlara zarar verecek düşüklerdir.
Bu anlayıştan dolayıdır ki, idealist gençlerin aylar
öncesinden hazırlıklarının, maddî-mânevî fedâkârlıklarının
ürünüdür dergiler. Amatör bir ruhla, hesâbî değil
hasbî tavırlarla, gencecik gönüllerine sığmayan iman ve dâvânın, beyinlerinin
tek başına taşımakta zorlandığı fikirlerin dünyaya getirdiği güzelim
bebeklerdir dergiler.
Gazete, genel olarak günlük çıktığı ve habere dayandığı
halde, dergi belirli aralıklarla çıkar ve bir fikre, bir dâvâya
dayanır. Gazete gibi büyük halk çoğunluğuna hitap etmez dergi, onu anlayıp
hazmedecek seçkin bir okuyucuya hitap eder. Yoksa kaliteli okuyucu, dergi
çıkaranlar, iğne ile kuyu kazarak da olsa bu okuyucuyu arayıp bulmak, hatta
oluşturmak zorunluluğunu kendilerinde görürler.
Bir rejim, basın-yayınla, medya ile daha kolay tahrip olur
veya kökleşir. Osmanlı’nın çöküşünü ve yeni devletin kuruluşunu hızlandıran en
büyük etkenlerden biridir dergiler. 1860’lardan sonra magazin, fikir ve mizah
dergilerinin mürekkeple yaptığını; hiçbir silâh, kanla yapamamıştır. Magazin
dergileri modanın, Avrupa yaşayış, ahlâk ve özgürlüğünün reklamını yapmış;
fikir dergileri bunun altyapısını oluşturmuş; mizah dergileri de düzeni
hicvedip alaya alarak dejenerasyon ve anarşi havası
oluşturmuştur.
Müslümanlar açısından da dergiler, sanıldığından çok daha
önemlidir. Nice dâvâ adamının yetiştiği okul olmuştur
dergiler. İdealist insanların yetişmesinde en önemli rolleri, ev sohbetleri ve dergiler üstlenmiştir. Sırât-ı
Müstakîm, Sebîlü’r-Reşad,
Volkan, Büyük Doğu, Serdengeçti, Sebil, Vesika, Şûrâ, Tevhid,
Hicret, Vahdet, Selâm, Yeryüzü, İktibas, Haksöz... her biri birer ekoldür; fikir ve dâvâ adamlarının
yetişmesinde bunların ve benzerlerinin büyük payı vardır. Sanat ve edebiyat
alanında da Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mâvera,
Aylık Dergi, Dergâh, Kayıtlar, Kardelen, Yedi İklim, Kırklar gibi nice
dergilerin unutulmaz katkıları vardır.
Peygamberimiz başta olmak üzere tüm rasülleri
en çok uğraştıran, zamanlarının medyası, dergisi konumundaki şâirler,
kâhinler olmuştur. Sıcak savaşta silâhların önemi ne ise, soğuk savaşta
dergilerin, fikirlerin, sanatın yeri odur. Hak-bâtıl
savaşının kıyâmete kadar süreceği kesin. Cephe her dönemde ve
her yerde isteyene açık. Arada kalmak mümkün değil; ya o cephe
seçilecek, ya bu cephe. İslâm savaşçısı olmayan herkes, sadece savaş kaçkını
bir korkak olmakla kalmayacak, bâtıl savaşçısı
konumuna girmiş olacaktır: "İman
edenler Allah yolunda savaşırlar, kâfirler ise tâğut
yolunda savaşır. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphe yok ki,
şeytanın düzeni ve tuzağı zayıftır." (4/Nisâ,
76). Bu ikisinin dışında üçüncü bir savaşçı yok. Aradakiler, üçüncü bir yol arayanlar
mı? İşte: "Bunlar (İslâm
savaşçılarıyla kâfir savaşçıların) arasında bocalayıp durmaktalar (o münâfıklar). Ne onlara, ne bunlara (dâhil değildirler).
Allah'ın şaşırttığı kimseye asla bir çıkar yol bulamazsın." (4/Nisâ, 143)
Müslüman için hayat, iman ve cihaddan
ibâret olduğu gibi, diğer insanlar için de bu
böyledir. Herkes hayatı boyunca bir şeylere inanır ve o uğurda mücâdele eder. Yani herkes savaşçıdır, dininin savaşçısı.
İnsan hayatının bir ânı bile mücâdelesiz geçmez. Ya
hak yolda, ya da bâtıl. Kime karşıdır bu mücâdele? Diğer
insanlara, varlıklara, eşyaya; Düzenlere, değerlere, güçlere, akımlara; Sosyal
veya siyasal zulümlere. Arzular ve eğilimlerle; tâğutlarla
mücâdele. Sanat, bu mücâdeleyi
güzel bir şekilde, hikmetle yansıtabildiği oranda sanat
olacak; fikir ve kültür bu savaşı, yani kavgayı, yani tavır koymayı, yani
tebliği seviyeli ve güçlü şekilde yaptığı oranda hizmeti büyüyecektir.
Hayat cihaddan
ibârettir de, sanat ve kültür cihaddan
ibâret değil midir? Artık insanlar fırçalarla, kalemlerle, filmlerle,
kasetlerle savaşıyorlar. Savaş âletlerinin mermileri, bombaları bedenleri
değil; rûhu, kalbi, beyni hedef alıyor. TV. adlı kitle imhâ silâhları evlerde her gün saatlerce
insanımızın gözünü ve gönlünü bombardımana tutuyor. Kalpler, evler, sokaklar,
memleketler ve dünya sanatla, kültürle, kitap, gazete, dergi ve televizyonla
işgal ediliyor. İşgalin kırılması, gönüllerin ve çevrelerin fethi de kültürle,
sanatla olacaktır.
Emperyalist kâfirler memleketleri önce kültürle, medya ile
işgal ediyorlar. Silâhlı işgallerin çok pahalıya mal olduğu görüldü. Kalıcı
egemenlikler silâha değil, kültür ve sanata dayanmak zorundadır. Silâhla insanı
zorla ve geçici bir süre etkisiz hale getirebilirsiniz, ama kültür ve sanatla insanı
fetheder, kendi cephenize alabilirsiniz.
Hz. Ömer'in yalın kılıç Hz. Peygamber'e karşı öldürme
kastıyla giderken; Kur'an'ın, rûhu
okşayan sanatı ve beyni uyaran fikrî enginliği karşısında, kılıcının işe
yaramadığını hatırlayıverelim. Ama bu inanç, fikir ve sanattan anlamayana
anlayacakları dilden anlatmak için Hz. Ömer kılıcını da elinden atmamıştı.
İslâm, insanı rûhundan yakalar; onu
iknâ eder, inandırır. İşte bu, kültürle cihadın, sanatla dâvânın
kaynaşmasıdır. Tebliğ demek, müslümanca sanat demektir;
ille Kur'an âyetlerinin veya
hadislerin anlamlarını vermek, vaaz ve nasihat demek değildir. Hayatla ilgili
herhangi bir konu İslâmî ölçülere uygun şekilde müslümanca
ele alınır; sözle, sesle, çizgiyle veya başka bir yolla meşrû
ve güzel bir tarzda sunulursa bu sanat olduğu kadar tebliğ de olur. İkisini
birbirinden ayıramazsınız. Sanat bir inancın tebliğidir, ama kuru ve soğuk bir
sunma, hiçbir zaman, yapılana sanat vasfı verdirmez.
"Rabbının yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en
güzel şekilde mücâdele et." (16/Nahl,
125). Hikmet ve güzel öğüt sanattır. Sanat da Rabbın
yoluna dâvet için kullanılmalıdır. Kuru kuru tebliğ değildir istenilen. Rûha
nüfuz edici, gönle hitap edici, kalbi fethedici özelliklere sahip olacak; yani
sanatlı olacaktır tebliğ. Tebliğin sanatlı olması gibi, büyük sanat eserleri de
güzel bir tebliğdir. Gayri müslim sanatçıların meşhur
eserleri de propaganda. Mozart, Bethoven, Pascal gibi batılı sanatçılar, sadece hıristiyanlığın
etkisinde kalmamışlar, aynı zamanda sanatlarıyla hıristiyanlık
propagandası yapmışlardır. Günümüzde hemen hemen her
eve giren medyanın yaptığı, batılıların hıristiyanlık,
kapitalizm, materyalizm, hümanizm, sosyalizm, demokrasi, laiklik gibi
dinlerinin sanat kılıfı içinde propagandasından ibârettir
denilse hiç abartılmış olmaz. Televizyondaki en mâsum
çocuk programlarından eğlence programlarına, çizgi filmlerden dizilere kadar
görülen şey; bir dünya görüşünün propagandası, karşı dünya görüşünün de
tenkididir. Gazeteler zaten birer ideoloji çığırtkanı. Dergilerse ya dâvâ adamlarının ya da dâvâsızlık dâvâsının organları.
Kâfirler her türlü sanat araçlarıyla çekinmeden açıkça kendi
inançlarının en kesin şekilde propagandasını yaparken, bir insan hem "müslümanım" diyecek, hem de sanatına inancını aksettirmeyecek.
Olmaz böyle şey; Ne böyle sanat, ne de böyle müslümanlık!