Misâfir Doktor ve Öğretmenden
Yararlanıyor muyuz?
Ahmed KALKAN
Ramazan adında bir
eğitimci var. Öğretmenlik yanında aynı zamanda vâizlik
de yapan bu uyarıcının bir mesleği de doktorluk. Kendisini sevenleri tedâvi etmek, yetiştirip olgunlaştırmak üzere her sene
kapımızı çalar, bir ay misafirimiz olur. Bu çok zengin ziyaretçi, bizden bir
şey almaz, bize hep ikram ve ihsanda bulunur, getirdiği hazinelerini sunmak
ister.
Ölümcül hastalara, zihni
ve gönlü paslanmış, çalışmaz hale gelmiş zavallılara şifâ
dağıtır. Dengeleri sarsılan, "önemli olan dünya mı, âhiret
mi?" sorusuna cevapta zorlanan insanlara yol gösterir. Mânen
ölmüş insanları İsa nefesiyle diriltir.
Hayat veren bu ziyâretçi, tekrar kapımızı çaldı. Sevinmemek mümkün değil.
Bir ay boyunca getirdiği güzellikler hemen her tarafı kaplayacak. Şeytan
suratlı ekranlar bile arada sırada dünya güzelinin maskesini takmak zorunda
kalacak. Evimizde, içimizde kim bilir ne değişmeler, güzellikler, devrimler
yaşanacak. Hoş geldin Ramazan! Hoş, safâ getirdin.
Buyur, başımızın üstünde, gönlümüzün tahtında yerin var.
Aziz misafirimiz
Ramazan'ı biraz daha yakından tanıyalım. Kimdir bu güzeller güzeli? Kitabımız
onu her şeyden önce Kur'an'la irtibatlandırır.
Ramazan; gücünü, şerefini ve güzelliğini Kur'an'dan
almaktadır (2/Bakara, 185). Ramazanın verdiği temel mesaj da Kur'an'dır. Kur'an bu kutlu
misafir zamanında inmeye başladığından, müslümanların
Kur'an'la bağlarını sağlamlaştırması bu misafirle
vuslat zamanında ilk görevleridir. Allah'ın kitabını mehcur
bırakıp terk eden (25/Furkan, 30), bir roman kadar, TV. dizisi
ve film kadar, top veya pop kadar onunla içli-dışlı olamayanları ikaz edip
uyarmak için misafirimiz Ramazan olanca gür sesiyle haykırmaktadır. Bu sesi,
gönül kulakları kapalı olmayan her insan duyacaktır. O diyor ki: "Okumayı
bilmeyenler, hemen öğrensin, bilenler Kur'an'ı çokça
okusun ve anlamlarını öğrenmeye ve yaşamaya gayret etsin. Beni seven, beni
göndereni seven, Kur'an'ı meal ve tefsiriyle okumaya
çalışsın, beni gönderen Zât'ın emir ve yasaklarını ilk
elden öğrensin."
Misafirimizin
zihinlerimize çıkmayacak bir yazıyla yazdığı gerçek şudur: "Bireysel,
sosyal, siyasal, ekonomik tüm problemler; Kur'an'ı
terk etmenin, onu tatbik etmemenin ürünü olduğundan, çözüm de Kur'an'ın tüm hükümleriyle hayata geçirilmesidir. Hâlâ
evleriniz niye Kur'an kursuna dönüşmüyor, niye
vaktinizi Kur'an ilimleri doldurmuyor? Formalite
icabı ve âdet olarak mukabele ile yetinmek değil; onu tefekkürle, düşünerek,
anlamaya çalışarak, hayatına geçirme endişesi duyarak okumalısınız. Yasak savma
şeklinde lafzını hızlıca okuyup geçivermek, okur gibi yapmak, hatim etmekle Kur'an'a karşı görevinizi yerine getirdiğinizi
sanıyorsanız, aldanırsınız."
Ramazan, misafir olduğu
insanlara orucu emreder ve az yemeyi tavsiye eder. Ramazanın misafir olduğu
evlerde tıka basa yemek yenmesi, Ramazana büyük saygısızlıktır. Ramazan açlığı
sever, mideyi dinlendirip rûhu gıdalandırmayı
öğretir. Ramazan eşitlikten yanadır; Zenginle fakiri en azından gündüzleri eşit
yapar. Açın halinden tokun anlamasını ona açlığı tattırarak yerine getirir. O,
oruç gibi bir misafir daha getirmiştir kendisiyle birlikte. Oruç, hayatın
yalnız yeme-içme, bencil duyguları ve hayvanî arzuları tatmin etme anlayışına
dayanmadığını öğreten bir arkadaşıdır Ramazanın. Oruç, fiil olarak fakirlik
halini yaşatmakla kalmaz, sevdirir de fakir gibi yaşamayı. Sosyal adâlet fikrini, yardımlaşma duygusunu; açlık halini
yaşatarak öğretir Oruç Öğretmen.
Ramazan, bir ay boyunca
bize yaptırdığı eğitim ve antrenmanla kendimizi nasıl dizginleyip kontrol
altında tutacağımızı, nefsimizin hevâsıyla nasıl
savaşılıp cihad edileceğini öğretir. Onun eğitiminden
geçen kişi, artık olgunlaşmış ve irâdesine sahip
olabilen sabırlı kimse haline yükselmiştir. Ramazan ve onun ayrılmaz kardeşi
oruç, verdikleri eğitimle bize Allah için iş yapmayı, zorluklara göğüs germeyi,
doymayan nefsin aşırı isteklerini geri çevirebilmeyi öğretmekle kalmazlar,
bunları kendiliğimizden yapabilecek şekilde bizi eğitirler de. Dilimizi
okumaya, beynimizi bilgiye, midemizi açlığa, gönlümüzü ibâdet
ve zikirle coşturmaya, benliğimizi hayır için koşturmaya yönlendirir. Bu
misafirlerin bulunduğu zaman dilimi, dinlenme değil; “din”lenme,
fırsat ve imkânlardan yararlanma anlarıdır.
Eli boş gelmeyi sevmeyen
cömert Ramazan, İbâdet hazineleri ve mâneviyat
meyveleriyle gelir. Bize takvâ getirir. Bize lezzetini
tattırdığı oruç, haramlardan korunup sakınma duygularını, yani takvâyı geliştirir (2/Bakara, 183). Doktor Oruç, perhiz gibi
ilâçlarla sadece mideleri hastalıklardan arındırmaz. O, aynı zamanda günahlarla
hastalanan dili, gözü, kulağı, gönlü ve zihni de mânevî
mikroplardan arındırır. Bu doktor, hasta rûhları
canlandırır, ârızalı gönülleri bir ay karantinaya alıp iyileştirir, can çekişen
ahlâkı diriltir, tepeden tırnağa bütün organları düzeltip insanı gitmesi
gereken yola (Cennete) doğru sağlıklı şekilde gidecek hale getirir.
Elbette, bu doktorun
tavsiyesini önemsemeyen, verdiği ilaçları kullanmayan kimse, doktoru değil,
kendini kandırmış olacaktır. İyileşmek istemeyen hiçbir hastayı kimse, zorla tedâvi edemez. Herkesin hasta olma, hastalığını arttırma, tedâviyi geri çevirme, doktor ve ilaçları beğenmeme, hatta
intihar etme, yani Cehenneme gitme özgürlüğü de vardır. Bunlar özgürlük müdür,
acınacak zavallılık ve delilik midir, orası tartışılır.
Doktorumuzun, misafir
olduğu kimselere yazdığı reçetede zekât ve sadaka ilâçları da vardır. Zekât ve fıtır sadakasını, mecbûr eder.
Yardımlaşma, ihsan, ikram ve cömertlik tavsiyesi yapmayı ihmal etmez, kendini
sağlam sanan hastalara. Dünyevîleşen, bireyselleşen, dengesini kaybeden, çağdaş
mikropların hasta ettiği insanın unutmaya yüz tuttuğu ikrâm,
misafir ağırlamak, infâk etmek, almaktan çok vermeyi sevmek gibi ilâçları
hatırlatır Ramazan. İftarlarla, ikramlarla, ziyâret ettiği
zaman diliminde fakirlere cömertçe yapılan yardımlarla hastalıkları tedâvi
eder.
Ramazan, bir öğretmendir;
onun misafir olduğu yerler de birer okul. Bu okulun namaz, oruç, fitre, Kur'an okumak ve dinlemek, çokça zikir ve duâ yapmak gibi dersleri vardır. Misafirin bulunduğu
zamanlar, onsuz yaşanacak on bir ayın muhâsebesini
yapan, geleceğe beden ve ruh olarak
hazırlanan başarılı öğrenciler, misafir öğretmen okuldan ayrılırken Allah'ın
rahmet ve rızâ diplomasını alırlar. Ramazanın öğretmenliğinden yararlanmak
için, onu bize gönderen Zât'ın, Gerçek Yöneticinin tüm
emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçmak, kurallara uymak, verilen on bir aylık ödevleri yerine
getirmek, dünya sınavını kazandıracak eğitimi her an sürdürmek gerekiyor.
Bu misafir, eğlenceden,
karşılama törenlerinden hiç hoşlanmadığı halde, o misafire, hatta onu bize
gönderen Zât'a düşman olduğu halde bunu gizleyen medya
gibi sahtekârlarca ve onu yanlış tanıyan câhillerce dinî ve mânevî
özelliklerinden soyutlanarak folklorik ve nefsin arzuları doğrultusunda bu
misafir ağırlanmak istenmekte, böylece o aziz misafir rahatsız edilmekte,
küstürülmektedir. Bazıları onun eğlence, müzik, tiyatro, ortaoyunu, meddah ve
Karagözden hoşlanacağını zannediyor. Halbuki o,
bunların bizim hastalıklarımızı artıran uyuşturucular olduğunu hatırlatmak için
geliyor.
Medya, Ramazanın
gelmesini engelleyemediği için, onun faydasını en aza indirecek yollar bulmaya
gayret edecektir yine. Ramazanla insanımızın sımsıcak ilişkisini bozmak
isteyecektir. Bu güzelim misafirin bizi ziyaret ettiği her ay, biraz sansasyon, biraz iftira, biraz istismar ve biraz da irticâ
adıyla İslâm düşmanlığının tezgâhlandığı medya pazarında, yutanlar yutsun,
yutmayanların da boğazına dizilsin diye bakalım bu ayda iftarlık olarak ne
eşantiyonlar verilecek? Bu misafirin insanı ihyâ
etmesini istemeyenler bu ayda da boş durmazlar. Bu ay onların da pazarıdır.
Dinin ticareti de, istismârı da, dine hakaret piyasası
da hayli iş yapar, müslüman mahallesindeki medya adlı
salyangoz pazarında. Hipnotize edilmişçesine kendinden geçmiş ve etkilenmeye
hazır, ağzı açık müşterilere sihirli kutunun yalancı aynasından geçirilen bayat
ve kokmuş dolmalar yanında, taze avlar da menüye konulup yutturulur. Ramazandan
yararlanarak müslümanların dine yönelişlerini
frenlemek için, temcit pilavı olarak medya tarafından bu yıl da ne çirkinlikler
sunulacak, hep birlikte göreceğiz. İnsanları diriltmeye gelen muhteşem ve
muhterem Ramazanı öldürmek isteyenler, en azından yaralamaya kalkanlar çıkacak.
İnsanın bozulan kalp/gönül motorlarını tamir etmeye gelen Ramazan'ı tahrif edip
bozmaya yeltenenler olacak. Kâfirler vazifesini yapacağı gibi, Ramazan münâfıkları da iş başında olacak. Onlar görevini yapıyor,
yapacak. Peki ya biz?!
Kaçıncı defadır bu
misafir geliyor, beraberinde getirdiklerini bir müddet sonra kapı dışına
atıyorsak mirasyediden farkımız olmayacak, emânetlere
ihânet ettiğimiz tescillenecek. Bu misafire şâhit olup
ev sahipliği yapmamızın artan sayısı, aynı zamanda ölümün yaklaştığının da
habercisi. Önemli olan Ramazanın getirdikleriyle bilinçlenip dirilerek, onun
eğitiminden geçip ölümden sonrasına her an hazır olmak.
Ramazan, kötü
alışkanlıkları bırakmak için bulunmaz fırsatlar sunar. İçkiciler bile Ramazan
Hoca'ya saygısından o varken içmez veya azaltmaya çalışır. Cehennem kapıları
onun ziyareti şerefine kapandığı gibi, meyhane ve kimi haram eğlence yerlerinin
kapılarına da bu zaman diliminde kilit vurulur. Ramazan Hoca, kendini seven bir
mü'mine neler öğretmez ki... Hâlâ sigara gibi kötü
alışkanlıkları varsa, misafir hoca yanında sabahtan akşama kadar içmediğine
göre, akşamdan sabaha kadar da içmeyebileceğini, irâdesine
sahip olmanın çok da zor olmadığını kendisine öğretir. Az yemeyi, diyet ve
rejimi, iştahı kontrol edebilme, yeme ve içme irâdesine
sahip olabilme alışkanlıklarını kazandırmak için, çeşitli usûllerle gerekli her
eğitimi verir Ramazan Efendi. Ramazan, bilindiği gibi bir uyarıcı, bir vâizdir aynı zamanda. Herhalde siz de duyuyorsunuzdur;
ruhlarımıza hitap ettiği sesiyle, kendini seven bizlere şu mesajları veriyor vâiz Ramazan:
"Bu dünya, imtihan
alanıdır. Burada ne ekildiyse, âhirette o
biçilecektir. Bilindiği gibi, Yüce Allah, insanları sadece kendisine ibâdet ve kulluk yapmaları için yaratmıştır. Allah’ın
yasakladıklarından kaçıp O’nun rızâsına uygun
davranarak her ânımızı ibâdet sevabıyla geçirebiliriz. Dünyada, yaşadığımız
günü zorluk ve sıkıntılardan uzak geçirmek istediğimiz ve yarınları
düşündüğümüz gibi, âhiretteki sonsuz hayata daha fazla
önem verip esas yatırımlarımızı oraya yapmalıyız. Para kazanmanın, dünyada bir
ev sahibi olmanın bedeli olur da, cennetin bedeli olmaz mı? Sonsuz mutluluğun
bedelinin de müslümanca güzellikler olduğunu
unutmamalıyız.
Her çeşit
putlardan yüz çevirip Allah’ın istediği gibi iman etmeden kurtuluşa ermek
mümkün olmadığı gibi, sadece kuru bir “iman ettim” demekle de iş bitmemektedir.
İmanın söz, fiil ve eylemlerle ispatlanması gerekir. “Ben el-hamdü lillâh mü’minim”
demek, “tüm düşünce ve davranışlarımı Allah’ın hükümlerine göre düzenleyeceğime
söz veriyorum” demektir. Hayatta karşılaştığımız her zorluk ve sıkıntı da, her
nimet ve hayır da imanımızı test eden sınavlardır.
Hayat, dünler, bugünler
ve yarınlardan ibaret olduğuna göre; dün geçmiştir, yok hükmündedir. Yarın
yaşayıp yaşayamayacağımızı bilmiyoruz, bugünü değerlendirmek ve âhirete azık hazırlamak en akıllı yol olsa gerek. Dünya
hayatı oyun ve eğlenceden ibâret. Hayat oyunu bitmek
üzere, göz perdelerimizin kapanmasına kim bilir, belki fazla bir vakit kalmadı.
Zevkler, sanal; hayat ise bir oyun, masal, rüya. Bir varmış bir yokmuş. Dünkü
çektiğimiz sıkıntı gibi, yaşadığımız rahatlıkların da bugün için pek bir önemi
yok. Bizimle âhirete gidecek olan, sadece sevap ve
günahlarımız olacak. Her hareketimiz, sağ ve sol omuzlarımızdaki kameramanlarca
filme alınmaktadır. Yarın bunların ödül veya cezaları verilecektir.
Yaşadığımız
toplumda ahlâksızlıklar artıyor, insanların birbirine güven duygusu kalkıyor ve
yeterince yardımlaşma yapılamıyorsa, bunun temel sebebi; insanların gereği gibi
iman edip Allah’a teslim olmamasıdır. Allah’ın Kitabını öğrenip hayatına
geçirmeye çalışmayan insanların, öldükten sonra “Kitabın ne?” sorusuna “Kur’an” diye cevap vermeleri mümkün değildir. Bu sorunun
cevabı olarak, Kur’an’dan fazla önem verip okudukları
gazetenin, televizyon kanalının veya ahlâksız sanatçı ya da futbolcunun ismi
dillerinden dökülecektir.
Cennet
insanın hayallerine dahi sığmayacak güzellikte yaratılmış; fakat nefse ağır
gelen, nefsini terbiye edememiş, ona esir olmuş insanlara çok zor gelen işlerle
kuşatılmıştır. Akıllı insan, geçici
ve kısa bir dönemdeki rahatı, sonsuz güzellik ve mükemmel nimetlere değişmez.
Sadece bu dünyada
yaşayacağını, hayatın bu dünyadan ibâret olduğunu
düşünerek yaşayan insan, canlı cenâze gibi yaşar; hem kendisi, hem çevresi
böyle sorumsuz bir hayatın acılarını tadar. Ama öleceğini düşünerek, ölümden
sonra ya cennet veya cehennem olduğunu, her şeyden hesaba çekileceğini
düşünerek yaşayan kişi, kendisi huzurla dolu olduğu gibi, etrafına da sadece
güzellikler yansıtır. Unutmayalım; mezardakilerin pişman oldukları şeyler
yüzünden dünyadakiler birbirlerini kırıp geçiriyor. Her gün ve her gece, namaz sonlarında, işimizin arasında; ölümü, kıyâmeti, dirilişi, mahşeri, cenneti, cehennemi, günahlarımızı,
Allah'ın nimetlerine teşekkürdeki kusurlarımızı derin derin
düşünelim. Allah'ın dinini yaşayamıyor, müslümanca
hayat süremiyorsak, müslümanca ölmenin de zor
olduğunun bilincine varalım. Akıllı insan, kendini hesâba
çekip ölüm sonrası için çalışan ve Allah’ın her an kendisini gözlediğini
unutmayan insandır."
Rabbımızdan hem kendimiz, hem de liyâkat kesbeden insanlarımız için
bu Ramazanın yeniden dirilişlere, canlanış ve uyanışlara vesile olmasını, secde
yerlerini gözlerimizden dökülen incilerle süslediğimiz sahur seccâdesinin
üzerinde tüm içtenliğimizle isteyebilmeli, fiilimizle de bu duâya iştirak
edebilmeliyiz.
Ne mutlu, Ramazanı gereği
gibi değerlendiren, Ramazanla hayırlara doğru değişenlere! Kim Allah’ın
dostluğuna sahip o neden mahrum? Kim Allah’tan mahrum, o neye sahip?