Hollanda, toprak büyüklüğü yönünden
değil ama, sosyal refah devleti olması, ekonomik ve zirâî gelişmelerde büyük
mesâfeler kat etmesi bakımından önemli bir ülkedir. Bunun yanında, müslümanlar
açısından da oldukça hareketliliğin ve faâliyetin göründüğü bir yerdir. Almanya’dan
sonra göçmen Türkiye’liler açısından en önemli ikinci devlet sayılabilir. On
beş milyon nüfuslu bu ülkede Ocak 1991 verilerine göre 203 bin 519 TC vatandaşı
oturmaktadır. Bu sayıya resmî oturum müsaadesi olmayan kişiler dâhil edilince
Türkiye’li insanların nüfusu 250 bini geçmektedir.
Hollanda’daki yabancılar ve tüm
müslüman göçmenler konusunda bu ülkenin diğer Avrupa ülkelerinden farklı bazı
yönleri göze çarpmaktadır. Bunların önemlilerini şöyle sıralayabiliriz:
Sosyal imkânların fazlalığı: Denilebilir
ki, Hollanda işsizler cennetidir. Normal bir işte çalışan biriyle, çalışmayan
işsiz kimse arasında maaş farkı sıfıra yakındır. 18 yaşını doldurmuş her işsiz
kimseye konut kirası vb. ekstra yardımlar yapıldığı için bu durum, çalışmak
istemeyenler tarafından kolaylıkla istismar edilebilmektedir. Bunun önüne
geçmek için son bir iki senedir bazı resmî yaptırımlara gidilmeye
çalışılmaktadır.
Yabancı düşmanlığı ve ırkçı
tavır-saldırılar Almanya, İngiltere ve Fransa’yla kıyaslanamayacak kadar azdır.
(Son bir seneye kadar ırkçı saldırılar hiç yoktu denilebilir. Ancak, gittikçe
artma ve yayılma ihtimalinin büyük olduğu unutulmamalı).
Yabancıların ticarethane ve her
çeşit özel işyeri açmaları hiçbir engelle karşılaşmamakta, hatta teşvik
edilmektedir. (Bu konuda engel, Türklerin birbirlerini çok aşırı bir şekilde
sömürmeleri olarak görülmektedir. Büyük şehirlerde çok büyük rakamlara ulaşan
hava parasını yabancılar, özellikle kendi aralarında icat edip
yaygınlaştırdılar. Kötü ve haksız rekabetle yine kendi aralarında aşırı fiyat
düşürerek kendi piyasalarına büyük darbeler indirdiler. Bu, konfeksiyon
alanında en feci şekilde kendini gösterdi. Her mahallede bir iki tane, yerden
ot biter gibi biten Türk bakkalları da bundan nasibini almakta).
İslâmî faâliyetlere, diğer
ülkelerden çok daha fazla müsâmaha ile bakılmaktadır. Türkiye’deki bir vilâyet
büyüklüğündeki Hollanda’da 300’ün üzerinde câmi sayısının olması, dinî veya
sosyal içerikli çok sayıda örgütün bulunması buna bir örnektir. İşin daha da
önemli tarafı, bir-iki formaliteyi tamamlayan tüm cemiyetler (örgütler) ve
tabii câmiler Hollanda hükümetinden yüklüce parasal yardımlar
alabilmektedirler. Meselâ bir câmi, ilk açılışında 30 bin gülden (yüz milyon
Tl’den fazla) sübside denilen devlet yardımı alabilmekte, çaylı toplantı,
konferans, kurs, tiyatro gibi faâliyet gösteren (veya kâğıt üzerinde bunu
belgeleyen) her örgüt, devletten abartılmış, şişirilmiş faturalarla yüklü
yardımlar alabilmektedir.
Hollanda’da ilki 1988 yılında
faâliyete geçen, bu gün sayısı yirmiye yükselen “İslamitsche School” (İslâm
Okulu) bulunmaktadır. Türk çocuklarının çoğunlukta bulunduğu bu okullarda
sadece müslüman çocuklar öğretim görmektedir. İngiltere’de Yusuf İslam’ın
açtığı İslâmî İlkokul hâriç tutulursa bu, sadece Hollanda’ya has bir durumdur.
4-12 yaş arası çocukların devam edebildiği, Anaokulu ve İlkokul eğitimi veren,
benzetme yerindeyse, Türkiye’deki İmam-Hatip’lerin İlkokul bölümü durumundaki
bu okullardaki eğitim, kalite ve uyum yönlerinden Hollanda kamuoyunda önemli
tartışmalara konu olmaktadır.
Müslümanlara yönelik resmî ve özel
radyo-televizyon yayınları: İ.O.S. Kısa adıyla bilinen “Hollanda İslâm Yayın
Kurumu’nun haftada toplam bir buçuk saat Hollanda, Türk ve Arap dillerinden
radyodan dinî yayını, TV.den her hafta 45 dakikalık dinî programı resmî devlet
yayınlarıdır. Buna ilâve olarak bölgesel radyo ve TV kanallarını da saymamız
gerekir. Sadece Amsterdam’da haftada beşer saat yayın yapabilen iki adet
Türklere ait resmî müsâadeli televizyon yayını, bir adet yine müsâadeli her gün
3 saat yayın yapan Türk radyosu, bu kuruluşlardandır. Ayrıca zaman zaman, yani
yakalanıncaya kadar yayın yapan FM kanallı kaçak radyolar da işin cabası.
Birkaç ay önce Hollanda İslâm
Konseyi Vakfı adıyla, Hollanda devletine İslâm konusunda danışmanlık yapmak
üzere, kendi basın bildirilerindeki açıklamalarına göre laiklik esasına uygun
olarak çalışmalar yapacak TC Diyanet Vakfı önderliğinde bir yeni kurum
oluşturulmuştur. Amsterdam’daki bir üniversitede İslâm Kürsüsü açılma
gayretleri son aşamalara gelmiştir. Bu kürsünün başında Fransa’da ikamet eden
Lübnan asıllı modernist, şeriat düşmanı,laik bir profesörün bulunacağı
kesinleşmiş gibidir.
BÜTÜN BUNLAR ALLAH RIZÂSI İÇİN Mİ?
Hollanda’nın bir Batı ülkesi olarak
İslâm’a ne kadar müsâmahalı olabileceği Kur’an’ı veya tarihi bilenlerce
kolaylıkla değerlendirilebilir. Bakara sûresi 217, Âl-i İmrân 100 ve 149 vb.
âyetler yanında; Endonezya gibi denizaşırı ve kocaman ülkeleri, Sürinam gibi
ülkeleri yıllar yılı nasıl sömürgeleştirdiği bilinirse, çağımızda modern
sömürge anlayışının taktik değiştirdiği de hesaba katılırsa, durumun vehâmeti
kestirilebilir. Fizikî işgaller ve direkt sömürge yöntemleri Batıya çok
pahalıya malolduğundan, bugün ruhların ve kafaların işgal edilip sömürülmesiyle
daha büyük ve kolay mesâfeler katedeceğini görüp uygulamaya başlamıştı Batı
ülkeleri ve de kendi küçük, sömürge ruhu büyük tecrübeli Hollanda.
Komünizmin tarihin çöplüğüne
atılmasından sonra, Batı sistemini sarsabilecek tek alternatif, tek düşman
İslâm kalmıştır. Kendi toplumu Hıristiyan olduğu halde,kapitalist modern Batı,
o dini bile nasıl sulandırmış, yozlaştırmış, hiçbir yerde etkisi olmayan,
bir-iki sembolden ibâret kalan bir konuma düşürmeyi, devlet dini aşamasından
sonra içinde eritip asimile etmeyi başarmıştır. İslâm ise, Batının tarihî
düşmanı olduğu gibi, şimdi tek ve hakiki muhâlifi ve alternatifidir. Batı,
modern sömürgecilik aşamasına gelince şunu çok iyi görmüştür: Uzun süre sömürü
ve zulüm devletlerini ayakta tutmak için ya muhâlefetini ve muhâliflerini
kendin seçip tespit edeceksin veya kanun ve kurallarla... yönlendirecek, onları
istediğin noktaya kanalize edeceksin.
HOLLANDA İSLÂM’I MI?
Görünen o ki, müslümanların
potansiyel gücünü direkt olarak yok edemeyen Hollanda ve benzeri ülkeler,
İslâm’a yön vererek, ona yardım(!) ederek, kendi istedikleri bir İslâm ve
müslüman tipi oluşturmaya çalışıyorlar. İnsan hakları ve demokrasi dersinden
sınıfta bıraktıkları TC’yi belki sadece bu noktada örnek alıyor, küfrün tek
millet olduğunu ispatlıyorlar. TC’de resmî din kuruluşunun din anlayışı,
TRT’deki dinî(!) yayınlar, okullardaki din dersleri nasıl TC tipi bir İslâm(!)
ise ve giderek bu, halk arasında halk tipi İslâm olarak kabul görüyorsa, artık
Hollanda tipi bir İslâm(!)’dan da kolaylıkla bahsedilebilir. İslamizasyon
politikaları, Ortadoğu ülkelerinden Batı rejimlerine ithal edilen Batı’nın
yitik malı. Bu malın satışı giderek artacağa benziyor ve Batı ülkelerine de
tavsiye edileceğe benziyor. İslâm’ın istediği devletin olmadığı yerlerde tâğûtî
güçlerle uzlaşma ve yeme takılma varsa, devletin istediği İslâm’ın mevcûdiyeti
ortaya çıkmaktadır.
İslâm Okulları, tahmin edilebileceği
gibi Hollandaca eğitim veren, Hollanda eğitim kanun ve kurallarına tümüyle
uyması zorunlu olan okullardır. Adının başında “İslâm” kelimesi bulunmasına
rağmen, her okuldaki öğretmenlerin dörtte üçünden fazlasının Hollanda’lı
kâfirler olduğu, ders müfredatının diğer okullardan farkının bulunmadığı
gözardı edilmemelidir. Her sabah ilk derse Fâtiha okunarak girilir, başörtüsü
(diğer Hollanda okullarında olduğu gibi) serbesttir. Haftada 2-3 saat ekstra
Din dersi ve ufak tefek nasihat vs. ve al sana bir İslâm Okulu! Yukarıda
açıklanan, özellikle resmî TV ve radyo yayınları da kolaylıkla program yönünden
tahmin edilebilir. Ahlâkî konularda bir-iki âyet ve meâli, açıklama-sohbet,
Diyanet masalı, Ahmet Özhan’dan bir ilâhî, gelsin rızâ-i İlâhî!...
İslâm Okullarının okul binası,
öğretmen ve öğretim masrafları, öğrencilerin gezi, eğlence ve benzeri ücretleri...
tümüyle devlet tarafından karşılanır. Hatta Hollanda’lı aynı seviyedeki
öğrenciye verilen paranın tam iki misli bizim çocuklarımıza ayrılır. Bütün bu
yardımlar yapılırken, câmi ve cemiyetlere bol keseden devlet yardımı
saçılırken, laik devlet eliyle Hollanda İslâm Yayın Kuruluşları benzeri dinî(!)
kuruluşlar oluşturulurken bu devletin, Hollanda’nın bütün bunları Allah rızâsı
için, müslümanları ve İslâm’ı düşündüğü ve sevdiğinden dolayı yapmadığını daha
ne zaman müslüman kitle anlayacak acaba? Bugün buradaki müslümanların kaçta
kaçı İslamizasyonun Hollanda şeklini teşhis edebiliyor? Bu gibi sorular
buradaki müslümanların fikrî konumuyla, İslâm’ı anlama ve hayat geçirmesiyle
alâkalı. Bu konuda birkaç söz söylemek gerekecek:
Türk ve Fas’lı işçi kesiminde resmî
istatistiklere göre % 45 olan işsizlik (Hollandalılarda sadece % 13),
müslümanların boş vakitlerinde okumaya, çoluk çocuklarına ve İslâmî
faâliyetlere bolca vakit ayırabilecekleri bir ortam oluşturması gerekirken,
otomatik kumar makinelerinin başında, çeşitli eğlence yerlerinde, kahvede veya
çarşı-pazarda âvâre dolaşmadaki süreci artırıyor. Câmi sayısının 300’ün üzerine
çıktığını söylerken, Türklere âit Kahve (bunların çoğuna meyhâne, kumarhâne
denilebilir, bir kısmında da her çeşit beyaz işleri, karanlık işleri bulunur)
sayısının sayılamayacak kadar olduğunu, en azından 1000’in çok üzerinde
bulunduğunu, hatta her câminin de bir Kahvehâneye sahip bulunduğunu ifâde
edelim. Özellikle Câmi Kahvelerinde ve çevrelerinde dedikodular, fitneler, para
yeme suçlamaları, grupçuluk ve bağnazlıkla diğer müslümanlara karşı tavırlar...
Câmilerin tümüyle ve sadece Allah’ın mescidleri olması ve oralarda başkalarına
çağrı ve dâvetin yasak olması gerekirken (Cin sûresi, 18), her grubun kendine
âit câmileri vardır. Oralarda cemaatler Allah’la birlikte kendi gruplarına,
kendi prensip ve liderlerine çağrılır. İhtiyaçtan ziyâde rekabet için açılmış,
hizmetten ziyâde câmi kantininin geliri ön plana çıkmış, kâfirlerden çok
müslümanlara düşmanlıkla şartlandırılmış, başkalarına dini sevdirmek yerine
nefret ettirmeyi ustalıkla becerebilmiş câmiler ve çevreleri...
Bu arada çalınan, satılan, kaybolan
insanlarımız, özellikle ikinci ve üçüncü nesillerimiz... Şuurlu sayılabilecek
az sayıda bazı genç müslümanların, yirmi senedir gelenekselleşen / kemikleşen
çalışma ve faâliyet biçimlerini değiştirememeleri, yanlış mirasın
reddedemedikleri vârisleri olmaları, ya çırpınıp durmaları, ya da eriyip
gitmeleri...
YENİDEN YAPILANMA ZARÛRETİ
Hollanda’daki müslümanların
konumundan küçük kesitlerin yer aldığı bu panorama, bizi karamsarlığa itebilir,
biliyorum. Ama ham hayalle acı gerçekten birini tercih etmeliyiz. Ümitlerimizin
artması için ciddî ve radikal çözümler gerekmektedir. Bilelim ki,
Hollanda’lılara İslâm’ı tanıtmak ve sevdirmek için (hiç öyle bir çaba yok ya!),
önce müslümanların hakiki İslâm’ı tanımaları ve sevip teslim olmaları gerekir.
Bilmeyen ve sevmeyen nasıl başkasına öğretip sevdirebilir? Buralarda ikinci ve
üçüncü nesil, artık babaları, dedeleri gibi “bir-iki sene sonra döneriz” diye
iğreti durmuyorlar. Göçmen statüsüne girme mücâdelesindeler. İlk nesil bir ev
veya traktör parası kazanıp köyüne dönecekti, ama paranın hâkimi değil, mahkûmu
oldu, dönemedi. Babasına “hırsız tuttum” diyen evlât gibi, para ve refah onları
tutmuş, bırakmamıştı. O yüzden buralardan kovulsalar da gideceğe benzemeyen
insanımız için ayağı yere basan, fakat oyalayıcı olmayan ciddî çalışmalara, her
şeyiyle hür kurumlara ve sağlam plan, prensip ve metotlara ihtiyaç vardır.
Atalar dininden (halk dini veya Hollanda tipi din de diyebilirsiniz) kurtulmak,
Hak Din’i ortaya çıkarmak için “yeniden yapılanma”ya ihtiyaç, hatta zarûret
vardır. İlk nesilden kalma câmiler, cemiyet ve her türlü kurum ve kuruluşlar
dâhil, bütün miras reddedilerek mi olur, yoksa radikal değişikliklere tâbi
tutularak mı yapılır, orası tartışılabilir ama, İslâm’ın folklorik ve basit bir
Doğu kültürü halinden çıkması için İslâmî çalışmaların tümünde yeniden
yapılanmaya gidilmesi şarttır diye düşünüyorum. Bu gerçekleştirilemezse, ya
insanlarımız kahir ekseriyetle ateist olacaklar veya “Hırislâm” dini
(Hıristiyan-Avrup İslâm’ı), Holtürkleri (Hollanda’daki Türkiye’liler) çepeçevre
kuşatacaktır. Sağlam kulpa, Allah’ın ipine yapışıp yükselmek ve iman etmiş
olmak için tâğutu reddetmemiz şarttır (Bakara, 256).
Tâğûtun reddi, tâğûtî düzen ve
kurumların ve bunların tuzaklarının iyi tanınmasına ve tavır alınmasına
bağlıdır.