Yeryüzü, Sayı 21, 15 Ağustos 1992

Hollanda’da Müslümanların Konumu-Kısa Bir Değerlendirme

 

                                                           Ahmed KALKAN / AMSTERDAM

 

Hollanda, toprak büyüklüğü yönünden değil ama, sosyal refah devleti olması, ekonomik ve zirâî gelişmelerde büyük mesâfeler kat etmesi bakımından önemli bir ülkedir. Bunun yanında, müslümanlar açısından da oldukça hareketliliğin ve faâliyetin göründüğü bir yerdir. Almanya’dan sonra göçmen Türkiye’liler açısından en önemli ikinci devlet sayılabilir. On beş milyon nüfuslu bu ülkede Ocak 1991 verilerine göre 203 bin 519 TC vatandaşı oturmaktadır. Bu sayıya resmî oturum müsaadesi olmayan kişiler dâhil edilince Türkiye’li insanların nüfusu 250 bini geçmektedir.

 

Hollanda’daki yabancılar ve tüm müslüman göçmenler konusunda bu ülkenin diğer Avrupa ülkelerinden farklı bazı yönleri göze çarpmaktadır. Bunların önemlilerini şöyle sıralayabiliriz:

 

Sosyal imkânların fazlalığı: Denilebilir ki, Hollanda işsizler cennetidir. Normal bir işte çalışan biriyle, çalışmayan işsiz kimse arasında maaş farkı sıfıra yakındır. 18 yaşını doldurmuş her işsiz kimseye konut kirası vb. ekstra yardımlar yapıldığı için bu durum, çalışmak istemeyenler tarafından kolaylıkla istismar edilebilmektedir. Bunun önüne geçmek için son bir iki senedir bazı resmî yaptırımlara gidilmeye çalışılmaktadır.

 

Yabancı düşmanlığı ve ırkçı tavır-saldırılar Almanya, İngiltere ve Fransa’yla kıyaslanamayacak kadar azdır. (Son bir seneye kadar ırkçı saldırılar hiç yoktu denilebilir. Ancak, gittikçe artma ve yayılma ihtimalinin büyük olduğu unutulmamalı).

 

Yabancıların ticarethane ve her çeşit özel işyeri açmaları hiçbir engelle karşılaşmamakta, hatta teşvik edilmektedir. (Bu konuda engel, Türklerin birbirlerini çok aşırı bir şekilde sömürmeleri olarak görülmektedir. Büyük şehirlerde çok büyük rakamlara ulaşan hava parasını yabancılar, özellikle kendi aralarında icat edip yaygınlaştırdılar. Kötü ve haksız rekabetle yine kendi aralarında aşırı fiyat düşürerek kendi piyasalarına büyük darbeler indirdiler. Bu, konfeksiyon alanında en feci şekilde kendini gösterdi. Her mahallede bir iki tane, yerden ot biter gibi biten Türk bakkalları da bundan nasibini almakta).

 

İslâmî faâliyetlere, diğer ülkelerden çok daha fazla müsâmaha ile bakılmaktadır. Türkiye’deki bir vilâyet büyüklüğündeki Hollanda’da 300’ün üzerinde câmi sayısının olması, dinî veya sosyal içerikli çok sayıda örgütün bulunması buna bir örnektir. İşin daha da önemli tarafı, bir-iki formaliteyi tamamlayan tüm cemiyetler (örgütler) ve tabii câmiler Hollanda hükümetinden yüklüce parasal yardımlar alabilmektedirler. Meselâ bir câmi, ilk açılışında 30 bin gülden (yüz milyon Tl’den fazla) sübside denilen devlet yardımı alabilmekte, çaylı toplantı, konferans, kurs, tiyatro gibi faâliyet gösteren (veya kâğıt üzerinde bunu belgeleyen) her örgüt, devletten abartılmış, şişirilmiş faturalarla yüklü yardımlar alabilmektedir.

 

Hollanda’da ilki 1988 yılında faâliyete geçen, bu gün sayısı yirmiye yükselen “İslamitsche School” (İslâm Okulu) bulunmaktadır. Türk çocuklarının çoğunlukta bulunduğu bu okullarda sadece müslüman çocuklar öğretim görmektedir. İngiltere’de Yusuf İslam’ın açtığı İslâmî İlkokul hâriç tutulursa bu, sadece Hollanda’ya has bir durumdur. 4-12 yaş arası çocukların devam edebildiği, Anaokulu ve İlkokul eğitimi veren, benzetme yerindeyse, Türkiye’deki İmam-Hatip’lerin İlkokul bölümü durumundaki bu okullardaki eğitim, kalite ve uyum yönlerinden Hollanda kamuoyunda önemli tartışmalara konu olmaktadır.

 

Müslümanlara yönelik resmî ve özel radyo-televizyon yayınları: İ.O.S. Kısa adıyla bilinen “Hollanda İslâm Yayın Kurumu’nun haftada toplam bir buçuk saat Hollanda, Türk ve Arap dillerinden radyodan dinî yayını, TV.den her hafta 45 dakikalık dinî programı resmî devlet yayınlarıdır. Buna ilâve olarak bölgesel radyo ve TV kanallarını da saymamız gerekir. Sadece Amsterdam’da haftada beşer saat yayın yapabilen iki adet Türklere ait resmî müsâadeli televizyon yayını, bir adet yine müsâadeli her gün 3 saat yayın yapan Türk radyosu, bu kuruluşlardandır. Ayrıca zaman zaman, yani yakalanıncaya kadar yayın yapan FM kanallı kaçak radyolar da işin cabası.

 

Birkaç ay önce Hollanda İslâm Konseyi Vakfı adıyla, Hollanda devletine İslâm konusunda danışmanlık yapmak üzere, kendi basın bildirilerindeki açıklamalarına göre laiklik esasına uygun olarak çalışmalar yapacak TC Diyanet Vakfı önderliğinde bir yeni kurum oluşturulmuştur. Amsterdam’daki bir üniversitede İslâm Kürsüsü açılma gayretleri son aşamalara gelmiştir. Bu kürsünün başında Fransa’da ikamet eden Lübnan asıllı modernist, şeriat düşmanı,laik bir profesörün bulunacağı kesinleşmiş gibidir.

 

 

BÜTÜN BUNLAR ALLAH RIZÂSI İÇİN Mİ?

Hollanda’nın bir Batı ülkesi olarak İslâm’a ne kadar müsâmahalı olabileceği Kur’an’ı veya tarihi bilenlerce kolaylıkla değerlendirilebilir. Bakara sûresi 217, Âl-i İmrân 100 ve 149 vb. âyetler yanında; Endonezya gibi denizaşırı ve kocaman ülkeleri, Sürinam gibi ülkeleri yıllar yılı nasıl sömürgeleştirdiği bilinirse, çağımızda modern sömürge anlayışının taktik değiştirdiği de hesaba katılırsa, durumun vehâmeti kestirilebilir. Fizikî işgaller ve direkt sömürge yöntemleri Batıya çok pahalıya malolduğundan, bugün ruhların ve kafaların işgal edilip sömürülmesiyle daha büyük ve kolay mesâfeler katedeceğini görüp uygulamaya başlamıştı Batı ülkeleri ve de kendi küçük, sömürge ruhu büyük tecrübeli Hollanda.

 

Komünizmin tarihin çöplüğüne atılmasından sonra, Batı sistemini sarsabilecek tek alternatif, tek düşman İslâm kalmıştır. Kendi toplumu Hıristiyan olduğu halde,kapitalist modern Batı, o dini bile nasıl sulandırmış, yozlaştırmış, hiçbir yerde etkisi olmayan, bir-iki sembolden ibâret kalan bir konuma düşürmeyi, devlet dini aşamasından sonra içinde eritip asimile etmeyi başarmıştır. İslâm ise, Batının tarihî düşmanı olduğu gibi, şimdi tek ve hakiki muhâlifi ve alternatifidir. Batı, modern sömürgecilik aşamasına gelince şunu çok iyi görmüştür: Uzun süre sömürü ve zulüm devletlerini ayakta tutmak için ya muhâlefetini ve muhâliflerini kendin seçip tespit edeceksin veya kanun ve kurallarla... yönlendirecek, onları istediğin noktaya kanalize edeceksin.

 

 

HOLLANDA İSLÂM’I MI?

Görünen o ki, müslümanların potansiyel gücünü direkt olarak yok edemeyen Hollanda ve benzeri ülkeler, İslâm’a yön vererek, ona yardım(!) ederek, kendi istedikleri bir İslâm ve müslüman tipi oluşturmaya çalışıyorlar. İnsan hakları ve demokrasi dersinden sınıfta bıraktıkları TC’yi belki sadece bu noktada örnek alıyor, küfrün tek millet olduğunu ispatlıyorlar. TC’de resmî din kuruluşunun din anlayışı, TRT’deki dinî(!) yayınlar, okullardaki din dersleri nasıl TC tipi bir İslâm(!) ise ve giderek bu, halk arasında halk tipi İslâm olarak kabul görüyorsa, artık Hollanda tipi bir İslâm(!)’dan da kolaylıkla bahsedilebilir. İslamizasyon politikaları, Ortadoğu ülkelerinden Batı rejimlerine ithal edilen Batı’nın yitik malı. Bu malın satışı giderek artacağa benziyor ve Batı ülkelerine de tavsiye edileceğe benziyor. İslâm’ın istediği devletin olmadığı yerlerde tâğûtî güçlerle uzlaşma ve yeme takılma varsa, devletin istediği İslâm’ın mevcûdiyeti ortaya çıkmaktadır.

 

İslâm Okulları, tahmin edilebileceği gibi Hollandaca eğitim veren, Hollanda eğitim kanun ve kurallarına tümüyle uyması zorunlu olan okullardır. Adının başında “İslâm” kelimesi bulunmasına rağmen, her okuldaki öğretmenlerin dörtte üçünden fazlasının Hollanda’lı kâfirler olduğu, ders müfredatının diğer okullardan farkının bulunmadığı gözardı edilmemelidir. Her sabah ilk derse Fâtiha okunarak girilir, başörtüsü (diğer Hollanda okullarında olduğu gibi) serbesttir. Haftada 2-3 saat ekstra Din dersi ve ufak tefek nasihat vs. ve al sana bir İslâm Okulu! Yukarıda açıklanan, özellikle resmî TV ve radyo yayınları da kolaylıkla program yönünden tahmin edilebilir. Ahlâkî konularda bir-iki âyet ve meâli, açıklama-sohbet, Diyanet masalı, Ahmet Özhan’dan bir ilâhî, gelsin rızâ-i İlâhî!...

 

İslâm Okullarının okul binası, öğretmen ve öğretim masrafları, öğrencilerin gezi, eğlence ve benzeri ücretleri... tümüyle devlet tarafından karşılanır. Hatta Hollanda’lı aynı seviyedeki öğrenciye verilen paranın tam iki misli bizim çocuklarımıza ayrılır. Bütün bu yardımlar yapılırken, câmi ve cemiyetlere bol keseden devlet yardımı saçılırken, laik devlet eliyle Hollanda İslâm Yayın Kuruluşları benzeri dinî(!) kuruluşlar oluşturulurken bu devletin, Hollanda’nın bütün bunları Allah rızâsı için, müslümanları ve İslâm’ı düşündüğü ve sevdiğinden dolayı yapmadığını daha ne zaman müslüman kitle anlayacak acaba? Bugün buradaki müslümanların kaçta kaçı İslamizasyonun Hollanda şeklini teşhis edebiliyor? Bu gibi sorular buradaki müslümanların fikrî konumuyla, İslâm’ı anlama ve hayat geçirmesiyle alâkalı. Bu konuda birkaç söz söylemek gerekecek:

 

Türk ve Fas’lı işçi kesiminde resmî istatistiklere göre % 45 olan işsizlik (Hollandalılarda sadece % 13), müslümanların boş vakitlerinde okumaya, çoluk çocuklarına ve İslâmî faâliyetlere bolca vakit ayırabilecekleri bir ortam oluşturması gerekirken, otomatik kumar makinelerinin başında, çeşitli eğlence yerlerinde, kahvede veya çarşı-pazarda âvâre dolaşmadaki süreci artırıyor. Câmi sayısının 300’ün üzerine çıktığını söylerken, Türklere âit Kahve (bunların çoğuna meyhâne, kumarhâne denilebilir, bir kısmında da her çeşit beyaz işleri, karanlık işleri bulunur) sayısının sayılamayacak kadar olduğunu, en azından 1000’in çok üzerinde bulunduğunu, hatta her câminin de bir Kahvehâneye sahip bulunduğunu ifâde edelim. Özellikle Câmi Kahvelerinde ve çevrelerinde dedikodular, fitneler, para yeme suçlamaları, grupçuluk ve bağnazlıkla diğer müslümanlara karşı tavırlar... Câmilerin tümüyle ve sadece Allah’ın mescidleri olması ve oralarda başkalarına çağrı ve dâvetin yasak olması gerekirken (Cin sûresi, 18), her grubun kendine âit câmileri vardır. Oralarda cemaatler Allah’la birlikte kendi gruplarına, kendi prensip ve liderlerine çağrılır. İhtiyaçtan ziyâde rekabet için açılmış, hizmetten ziyâde câmi kantininin geliri ön plana çıkmış, kâfirlerden çok müslümanlara düşmanlıkla şartlandırılmış, başkalarına dini sevdirmek yerine nefret ettirmeyi ustalıkla becerebilmiş câmiler ve çevreleri...

 

Bu arada çalınan, satılan, kaybolan insanlarımız, özellikle ikinci ve üçüncü nesillerimiz... Şuurlu sayılabilecek az sayıda bazı genç müslümanların, yirmi senedir gelenekselleşen / kemikleşen çalışma ve faâliyet biçimlerini değiştirememeleri, yanlış mirasın reddedemedikleri vârisleri olmaları, ya çırpınıp durmaları, ya da eriyip gitmeleri...       

 

 

YENİDEN YAPILANMA ZARÛRETİ

Hollanda’daki müslümanların konumundan küçük kesitlerin yer aldığı bu panorama, bizi karamsarlığa itebilir, biliyorum. Ama ham hayalle acı gerçekten birini tercih etmeliyiz. Ümitlerimizin artması için ciddî ve radikal çözümler gerekmektedir. Bilelim ki, Hollanda’lılara İslâm’ı tanıtmak ve sevdirmek için (hiç öyle bir çaba yok ya!), önce müslümanların hakiki İslâm’ı tanımaları ve sevip teslim olmaları gerekir. Bilmeyen ve sevmeyen nasıl başkasına öğretip sevdirebilir? Buralarda ikinci ve üçüncü nesil, artık babaları, dedeleri gibi “bir-iki sene sonra döneriz” diye iğreti durmuyorlar. Göçmen statüsüne girme mücâdelesindeler. İlk nesil bir ev veya traktör parası kazanıp köyüne dönecekti, ama paranın hâkimi değil, mahkûmu oldu, dönemedi. Babasına “hırsız tuttum” diyen evlât gibi, para ve refah onları tutmuş, bırakmamıştı. O yüzden buralardan kovulsalar da gideceğe benzemeyen insanımız için ayağı yere basan, fakat oyalayıcı olmayan ciddî çalışmalara, her şeyiyle hür kurumlara ve sağlam plan, prensip ve metotlara ihtiyaç vardır. Atalar dininden (halk dini veya Hollanda tipi din de diyebilirsiniz) kurtulmak, Hak Din’i ortaya çıkarmak için “yeniden yapılanma”ya ihtiyaç, hatta zarûret vardır. İlk nesilden kalma câmiler, cemiyet ve her türlü kurum ve kuruluşlar dâhil, bütün miras reddedilerek mi olur, yoksa radikal değişikliklere tâbi tutularak mı yapılır, orası tartışılabilir ama, İslâm’ın folklorik ve basit bir Doğu kültürü halinden çıkması için İslâmî çalışmaların tümünde yeniden yapılanmaya gidilmesi şarttır diye düşünüyorum. Bu gerçekleştirilemezse, ya insanlarımız kahir ekseriyetle ateist olacaklar veya “Hırislâm” dini (Hıristiyan-Avrup İslâm’ı), Holtürkleri (Hollanda’daki Türkiye’liler) çepeçevre kuşatacaktır. Sağlam kulpa, Allah’ın ipine yapışıp yükselmek ve iman etmiş olmak için tâğutu reddetmemiz şarttır (Bakara, 256).

 

Tâğûtun reddi, tâğûtî düzen ve kurumların ve bunların tuzaklarının iyi tanınmasına ve tavır alınmasına bağlıdır.