Vuslat, Sayı 17; Kasım 2002
TERSYÜZ
EDİLEN NAZAMAR
Bir Ramazan daha
geldi. Hayat veren bu aylara şâhit olmamızın artan
sayısı, aynı zamanda ölümün yaklaştığının da habercisi. Önemli olan Ramazan'a
güzellik veren temel özellik Kur'an'la şuurlanıp dirilerek ölümden sonrasına her an hazır olmak...
Bu Ramazan biraz farklı olacak; halk geçim derdini de unutup seçim derdinin
yorgunluklarıyla, mecliste sahnelenecek oyunları takip edecek, kim bilir
kaçıncı defa ümitlerinin balık olup demokrasi kavağına çıktığına şâhitlik edecek. "Ver oyunu, gör oyunu!" diyen
oyunun kurallarını belirleyenler, figüran olarak kullandıkları halkın tercihine
karşı da ne tür hile ve dayatmalar sergileyecekler Ramazanda ortaya çıkacak.
Meydanlardaki cambazlar, yerlerini Ramazan çadırlarındaki cambazlarla medya
sihirbazlarına bırakacaklar. Halkı cambaza baktırıp oyalayan kukla
oynatıcıları, yakında ve Irak'ta müslümanlara daha
büyük darbeler vurmak, ceplerini ve gönüllerini boşalttıkları yetmiyor gibi
damarlarını da boşaltmak için vampir dişlerini gösterecekler.
Destekçileri olan hâinlerin yardımıyla İsrail sömürgesi süper cüce bunları
planlarken, ABD'nin abdleri durumundaki medya da,
Ramazanı müslümanlara zehir etmenin yolunu bulacak.
Her Ramazanda biraz sansasyon, biraz iftira, biraz
istismar ve biraz da irticâ adıyla İslâm düşmanlığının tezgâhlandığı medya
pazarında, yutanlar yutsun, yutmayanların da boğazına dizilsin diye bakalım bu
Ramazanda iftarlık olarak ne eşantiyonlar verilecek? Ramazan geldiğinde, din
ticareti de dine hakaret piyasası da hayli iş yapar, müslüman
mahallesindeki medya adlı salyangoz pazarında. Hipnotize edilmişçesine
kendinden geçmiş ve etkilenmeye hazır, ağzı açık müşterilere sihirli kutunun
yalancı aynasından geçirilen bayat ve kokmuş dolmalar yanında, taze avlar da
menüye konulup yutturulur. Ramazandan yararlanarak müslümanların
dine yönelişlerini frenlemek için, temcit pilavı olarak medya tarafından bu yıl
da ne çirkinlikler sunulacak, hep birlikte göreceğiz. İnsanları diriltmeye
gelen Ramazanı öldürmek, en azından yaralamaya kalkacaklar çıkacak. Bozulan
insanı tamir etmeye gelen Ramazan'ı tahrif edip bozmaya yeltenenler olacak.
Kâfirler görevini yapacağı gibi, Ramazan münâfıkları
da iş başında olacak.
Bütün bunlar, gâyet doğal. Herkes inancının/dâvâsının
gereğini yapıyor. Esas problem müslümanlarda.
Ramazan'ı aslî çizgisinden saptırmak isteyenler, sadece fıtratları bozulmuş
İslâm ve Ramazan düşmanları değil; iyi niyetli ama câhil,
samimi ama âdetleri ibâdetleştiren, ibâdetleri de âdetleştiren müslümanların çoğunluğu da bu durumda. Zâten
lâyık olduğumuz şekilde yönetiliyor, hak ettiğimiz şekilde muâmele görüyoruz. "Ey iman edenler! Siz kendinize (kendi
görevlerinize) bakın. Siz hidâyette/doğru yolda olunca
dalâletteki/sapık kimse size zarar veremez..." (5/Mâide,
105). Biz bu yazımızda dışımızdaki güçlerin doğal tavırlarını değil; müslüman halkın Ramazan'la ilgili doğal olmayan tavırlarına
değinmek istiyoruz. Hakk'ın dinindeki Ramazanın özellikleriyle halkın dinindeki
Ramazanın özelliklerini örneklerle karşılaştırmak, böylece Ramazan aynasında
kendimize çeki düzen vermenin gereğini hatırlatmak bu yazının amacı
olacaktır.
Hakk'ın dininde Ramazanın en önemli
özelliği, bu ayın Kur’ân-ı Kerim ayı olmasıdır. Ramazan gücünü, şerefini ve
güzelliğini Kur'an'dan almaktadır (2/Bakara, 185). Kur'an bu ayda indirildiğinden, müslümanların
Kur'an'la bağlarını sağlamlaştırması Ramazan'daki ilk
görevleridir. Okumayı bilmeyenlerin hemen öğrenmesi, bilenlerin Kur'an'ı çokça okuması ve anlamlarını öğrenmeye ve yaşamaya
gayret etmesi, Kur'an'ı meal ve tefsiriyle okumaya
çalışması, Allah'ın emir ve yasaklarını ilk elden öğrenmesi gerekmektedir. Kur’ân-ı Kerim’in Allah’ın Kitabı olduğuna iman eden
insanlar, Kur’an âyetlerini
bu Ramazan ayında nâzil oluyormuş gibi imanî bir
heyecanla okumalı, dinlemeli ve üzerinde tefekkür etmelidir. Bireysel, sosyal,
siyasal, ekonomik tüm problemlerin Kur'an'ı terk
etmenin, onu tatbik etmemenin ürünü olduğunu, çözümün de Kur'an'ın
tüm hükümleriyle hayata geçirilmesiyle mümkün olacağını unutmamalıyız.
Ramazan, mü’minler için bir eğitim ayı olduğu gibi
bir öğretim ayı da olmalıdır.
Böyle olduğu halde,
evlerimiz Kur'an kursuna dönüşmemekte, vaktimizi Kur'an ilimleri doldurmamaktadır. Halkın en dindarları,
formalite icabı ve âdet olarak mukabele ile yetinmekte, düşünmeden, anlamadan,
hayatına geçirme endişesi duymadan sadece lafzını hızlı bir şekilde okumakta ve
Kur'an'a karşı görevin en fazla hatim etmekten ibâret olduğunu zannetmektedir.
Ramazan, oruç ve az yeme ayıdır.
Tıka basa yeme ayı, oburluk ayı değil; açlık ve mideyi dinlendirme, ruhu
gıdalandırma ayıdır. Ramazan, zenginle fakiri en
azından gündüzleri eşit yapar. Oruç, hayatın yalnız yeme-içme, bencil duyguları
ve hayvanî arzuları tatmin etme anlayışına dayanmadığını öğreten bir ibâdettir. Oruç, fiil olarak fakirlik halini yaşamaktır.
Sosyal adâlet fikrini, yardımlaşma duygusunu; açlık
halini yaşatarak öğreten bir ibâdettir. Oruç sâyesinde
zengin mü'minler de beden ve ruh yönünden fakirliğin
sınırları içinde yaşarlar. Tok insanın açın halinden anlamasını kolaylaştırır
oruç.
Açlık
ve sabır ayı olan Ramazan, halk açısından tıkınma ayıdır. Günler öncesinde
piyasa canlanır, koşturmacalar başlar, gıdalar Ramazanda midelere havâle edilmek için evlere yığılır, depolanır. Kadınlar, Kur'an okumaya ve nâfile ibâdete,
kültürlerini arttırmaya vakit ayıramasınlar diye mutfaklara hapsedilir;
yağlılar, börekler, çörekler, Ramazan yemekleri adı altında bitmeyen uğraşlarla
meşgul edilir. Medya "Ramazan Yemekleri" ve "Yemek Târifleri" programları yapar.
Ramazan, nefisle cihad
ayıdır, olgunluk ve sabır ayıdır. "... Oruç sabrın
yarısıdır..." (Tirmizî, Deavât,
86, 87), “Oruç bir kalkandır.” (Buhârî, Savm 9; Tirmizî, İman 8). Oruç, irâdelerimizi
güçlendirir. Sabır ve sebâtımızı arttırır. Allah için
iş yapmayı, zorluklara göğüs germeyi öğretir. Zorluklara dayanabilme, nefsin
isteklerini geri çevirebilme ayıdır bu ay. Ruhumuzu eğittiğimiz bir aydır
Ramazan. Dilimizin okumaya, beynimizin bilgiye yöneldiği, gönlümüzün İlâhî
huzurla coştuğu, benliğimizin her çeşit ibâdete
koştuğu bir aydır, öyle olması gerekir.
Günümüzün
manzarası ise; "oruç kafası" diye nitelenen sinirlilik, acelecilik, iftar
öncesi telâş ve özellikle trafikteki keşmekeşlik ve kazâ
yoğunluğu... Tek kelimeyle sabırsızlık ve stres. Sebep
olarak gösterilen iftirâ da hazırdır: "Oruç
kafası!" Oruç insanda sabır kapılarını sonuna kadar açar, açlık da insanı
olgunlaştırırken; insanımız bırakın oruç tutmanın hakkını vermeyi, aç bile
kalamamış, akşam tıka basa yedikten sonra, sahurda da gün boyu hazmedilemeyecek
yağlı ve hamur işleriyle kilo arttırmaya çalışmıştır. Buna rağmen sinirlenmenin
ve sabırsızlığın suçu oruca yüklenir, bir ibâdete hiç
bağdaşmayacak kadar çirkin ve yalan şekilde iftirâ atılır. Dinlenme değil, “din”lenme ayı olması gereken Ramazanda daha bir tembellik
ortaya çıkar, uyku ve uyuşukluk ile, geyik
muhabbetleriyle, işi rolantiye alıp boş vakitle israf
edilir bu değerli günler.
Ramazan itikâf ayıdır. Ramazan ayının son on gününde
itikâfa girmek sünnettir. “Hz. Peygamber, Ramazanın son on gününde, vefatına
kadar itikâfa girdi. İrtihalinden sonra da zevceleri itikâfa devam ettiler” (Buhârî, İtikâf 1). Halkın Ramazanında itikâf yoktur, hatta
adını bile telaffuz etmekte zorlanır insanımız. Câmi
cemaatine anket yapılsa, "itikâf nedir?" diye, bilenler çok az
çıkacak, onlar içinde de uygulayanlar hemen hiç bulunmayacaktır.
Ramazan İbâdet ve Mâneviyat ayıdır. Ramazan takvâ
ayıdır. Oruç, yüce dinimizin haramlarından korunup sakınma duygularını, yani takvâyı geliştirir (Bakara, 183). Mü'min,
bu önemli faydayı da sağlamak için, günah davranış, söz, işitme ve bakışlardan
korunacak, sakınacaktır. Oruç, ruhî ve ahlâkî bir eğitimdir. Ramazan tevbe ayıdır. Günahları
terketme, kötü alışkanlıkları bırakma ayıdır Ramazan.
Kendine dönme, âhireti tercih etme ve diriliş ayıdır.
Bütün vücut organlarımızın, tüm duygularımızın da oruca ihtiyacı vardır, onlara
da oruç tutturmak gerekmektedir. Ramazan; haramlara, şeytanî özelliklere,
nefsimizin kötü isteklerine karşı bir sığınaktır, bir kaledir. Oruçla bu kaleye
girilir. Ramazan; göz ve dillerini kontrol altına alarak ağızlarını kapayıp
kalp ve gözlerini açmaya müslümanları hazırlıyor. İmsaktan iftara kadar geçen zamanda, Ramazan içinde
bulunduğunu, oruçlu, yani ibâdet halinde olduğunu
hatırlayan kimse, sanki Allah'ı görüyormuş gibi, yaptıklarını ölçülü ve güzel
yapmaya çalışacaktır. Oruç, insana ibâdet için
yaratıldığını hatırlatır, her dakikanın Allah'ın emir ve yasaklarına uygun
olması için gayreti artırır, ruhu olgunlaştırır. Oruçlu insan Rabbini daha çok
düşünür ve huzura kavuşur. Mideler rahatladığı için bütün vücutta bir hafiflik
hissedilir, kâmil bir oruçla gönül saflaşır, berraklaşır, daima iyi şeyler
düşünür. Yani kâmil bir insan olmanın yolları açılır, oruçla nefsin kötü
isteklerine dur demesini öğrenir insan.
Günümüzde
Ramazanlar, dinî ve mânevî özelliklerinden
soyutlanarak folklorik planda hayata yansıtılmaktadır. İnsanımızı yönlendiren
düzen ve kurumları, belediyeler ve özellikle medya Ramazanı "ibâdet ve mâneviyât ayı" olmaktan çıkarıp eğlence ayı
olarak değerlendirmektedir. Ramazan çadırları konser salonu görevi de yapmakta,
müzik parçaları bu ibâdet ayında teravihlerdeki salevatları bastırmaktadır. Televizyonlar, diğer
zamanlardan daha fazla eğlenceye, tiyatromsu şeylere, ortaoyunu ve kuklalara...
yer ayırmaktadır. "Ah eski Ramazanlar!"
Sanki asr-ı saâdetteki her
ânı ibâdet coşkusuyla değerlendirilen Ramazanları hasretle hatırlayıp ona
özenmektedir bunu söyleyenler. Hayır, bu güzel arzudan değil bu nostaljik iç geçirmeler... Ya niçin, Lâle Devrinden sonra ve
özellikle Tanzimatla birlikte yabancı ve
yabancılaşmış insanların Direklerarası gibi eğlence
mekânlarındaki gayr-i İslâmî faşingleri, festivaller, câhilî
örfler, lüks ve isrâfa âit hâtıralar ve onları canlandırma gayretleri; Rum ve
Ermeni şarkıcıların bozuk şive ve bozuk ahlâkla icat ve icraatları olan
kantolar ve bayağı ve de cıvık eğlenceler için... Bir de Ortaoyunu ve meddah...
Televoleci kanalların bunları canlandırması değil;
Ramazan ruhunun ne olduğu bilen/bilmesi gereken kanallar, gayrı müslim azınlıkların alternatif Ramazanı olan direklerarasını Feshanelere
taşıyan, namaz kılanları çadır eğlencelerine çağıranlar insanı üzüyor.
Zekât ve sadaka ayıdır. Yardımlaşma,
ihsan, ikram ve cömertlik ayıdır Ramazan. Fıtır sadakası vermek bu aya mahsus bir ibâdet olduğu gibi, hayır ve hasenâtı çoğaltmak da bu ayın
eseridir. “Rasûlullah (s.a.s.) insanların en cömerdi
idi. Onun bu cömertliği Ramazan ayı girip de kendisiyle Cebrâil
(a.s.) karşılaştığı zaman daha da artardı. Rasûlullah,
Cebâil ile buluştuğunda insanlara rahmet getiren
rüzgârdan daha cömert, daha faydalı olurdu” (Buhârî, Savm 7). “Hangi sadaka daha fazîletlidir?”
diye sorulunca, en büyük insan; “Ramazan
ayında verilen sadaka” buyurmuştur (Tirmizî,
Zekât 28). Giderek dünyevîleşen, bireyselleşen insanımızın unutmaya yüz tuttuğu
ikrâmı, misafir ağırlamayı, infakı hatırlatır ve
yeniden alışkanlık haline getirtir Ramazan; iftarlarla, sadaka-i fıtır ve zekâtlarla, bu ayda fakirlere ekstra yapılan
yardımlarla...
Günümüzde
kısmen yapılan bu ikram ve yardımlaşmalar, daha çok zenginlerin birbirini
ağırladığı, tanınmış kimselerin sofralara dâvet
edildiği, iftar ziyafetlerinde israf ve gösterişin hâkim olduğu bir tarzda
olabilmektedir. Çevrede, hatta uzak yerlerdeki fakirlerin, dul ve yetimlerin
iftarlara dâvet edildiğini, kendi evinde iftar
ziyafeti kadar oralardaki sofraları donatmanın gerektiği unutulmaktadır. Bilmem kaç yıldızlı otellerin, başka
toplantılarının içkisiz yapılmadığı balo salonlarında Firavun sofralarına
benzer tarzda iftar, günümüz insanına has tuhaflık olduğu gibi, iftar ve
Ramazan ruhuna da hakarettir.
Ramazan, bir okuldur. Bu okulun namaz, oruç, fitre, Kur'an
okumak ve dinlemek, çokça zikir ve duâ yapmak gibi
dersleri vardır. Bu ayda geçmiş on bir ayın muhâsebesini
yapan, geleceğe beden ve ruh olarak
hazırlanan İslâm'ı yaşayan insanlar, bu ay sonunda Allah'ın rahmet ve rızâ
diplomasını alırlar. Ramazan okulundan yararlanmak için, dinimizin tüm
emirlerini yerine getirip haramlarından kaçan gerçek müslüman
olmaya gayret etmek, ibâdetlere ve Kur'an'a
sarılmak gerekir. Ramazan ayı, nefsimizi kontrol altına almayı, zorluklara ve
arzulara direnip sabretmeyi öğrettiğinden, her çeşit haramları, kötü
alışkanlıklarımızı da bırakmak, bu oruç ayında daha kolaylaşacaktır.
Ramazan okuluna
kaydolan öğrencilerin, hele başarıyla diplomasını alan ve gelecek on bir ay
için gerekli donanımlara sahip olan kişilerin sayısının yeterli olduğunu kimse
iddia edemez.
Ramazan, kötü alışkanlıkları
bırakmak için bulunmaz bir fırsattır. İçkiciler bile Ramazanda içmez veya çok azaltır. Cehennem
kapıları kapandığı gibi, meyhane ve kimi haram eğlence yerlerinin kapılarına da
Ramazanda kilit vurulur. Bir mü'min açısından
Ramazan, hâlâ sigara gibi kötü alışkanlıkları varsa, sabahtan akşama kadar
içmediğine göre, akşamdan sabaha kadar da içmeyebileceğini, irâdesine
sahip olmanın çok da zor olmadığını kendisine öğretir. Sık sık
çay içmeden, kahve keyfi yapmadan, çerez ve benzeri abur cubur atıştırmadan
yapamayanlara, arada sırada yiyip içmeden edemeyenlere, bu alışkanlıklarından
vazgeçmeleri için en güzel imkânları gösterir Ramazan. Az yemeyi, diyet ve
rejimi, iştahı kontrol edebilme, yeme ve içme irâdesine
sahip olabilme alışkanlıklarını kazandırır/kazandırmalıdır.
Ramazan, para gibi maddî ve fânî şeyleri yüceltmenin yanlışlığını öğreten bir aydır. Kapitalist işverenler, ağır işler
vermeye, işçisini ezip sömürmeye Ramazan'da da devam edecek, mesai ayarlamasına
gitmeyeceklerdir. Laik düzenin, Ramazanda ayrıcalık göstermesi beklenmemelidir
tabii; o yine askerler, memurlar, okullardaki öğretmen ve öğrenciler için iftar
saatine uygun ayarlamalara, Ramazanın mânevî yapısına
uygun düzenlemelere gitmeyecektir. Ama, müslüman iş adamları da çalıştırdıkları işçilere aynı zulmü
yapıyorlarsa, Ramazan'ın özellik ve güzelliklerinden bahsetmeye hakları
olmayacaktır.
Ramazan,
her şeyden önce Kur'an ayıdır, tefekkür ve muhâsebe ayıdır, diriliş ve devrim ayıdır, arınma, yenilenme
ayıdır. İlim ve kültürle değerlendirilen, ibâdeti
günün ve gecenin her dakikasına yayma gayreti gösterilen, mânevî özelliklerin,
takvâ, sabır ve tevbenin öne çıktığı aydır.
Namazlarını aksattığından mü'min olduğu
tartışılabilecek kişinin, Ramazanla iman tazeleyip namazlı mü'min
hale geleceği, namazlıların, namazı huşû ile ikame
etmeye ve nâfile ibâdetlere alışabileceği bir ortamdır. Evet, Ramazan güzel
alışkanlıkların edinileceği aydır. Terâvihler, nâfile
ibâdetlere; sahurlar da teheccüd saatinde kalkıp gece
namazına alışmak için büyük bir fırsat olduğu gibi; mukabeleler, Kur'ansız ve Onun anlaşılması ve yaşanması için gayretsiz
günün geçirilmemesi gerektiğini öğretir, alıştırır.
Ne var ki, Ramazan’ı
ters çevirip nazamaR’a dönüştüren, farkında olmasa da
Kur’an ayı’nı tahrif eden kimseler Ramazan’a rağmen
değişememekte, Ramazan çeşmesinden kaplarını dolduramamaktadır. Rabbımızdan hem kendimiz, hem de liyakat kesbeden insanlarımız için bu Ramazanın yeniden
dirilişlere, canlanış ve uyanışlara vesile olmasını, secde yerlerini
gözlerimizden dökülen incilerle süslediğimiz sahur seccâdesinin
üzerinde tüm içtenliğimizle isteyebilmeli, fiilimizle de bu duâya iştirak
edebilmeliyiz.
Ne mutlu,
Ramazanı gereği gibi değerlendiren, Ramazanla hayırlara doğru değişenlere!
Yazıklar olsun, imtihanda olduğunu unutup dünyayı sadece geçim ve seçim dünyası
kabul edip ibâdetleri ihmal eden ve Ramazan'ı hevâsı istikametinde değiştirenlere!