FİLİSTİN’İMİZ VE MESCİD-İ AKSÂ’MIZ NASIL
KURTULUR?
Kurtarma Çabası, Kurtuluş İsteğidir
Filistin Topraklarının Müslümanlar İçin Önemi: O topraklar mukaddestir. Bu
kutsallık, hem hıristiyan, hem yahûdi
ve hem de müslümanlar için geçerlidir (5/Mâide, 21; 17/İsrâ, 1). O
topraklar yeryüzü hâkimiyetinin tarih boyunca bir sembolü gibi kabul edilmiş,
Filistin'e (Mescid-i Aksâ'ya)
sahip olan ülkeler ve zihniyetler, hem psikolojik moral, hem de siyasal güç
yönüyle rakiplerinden öne geçmişlerdir. Onun için, Hz. Ömer'in fethinden 20.
yüzyılın ilk yarılarına kadar müslümanların o
topraklarda hâkimiyeti izzetlerinin bir göstergesi olmuştur.
Rasûlullah (s.a.s.) ve ilk müslümanlar,
Mescid-i Aksâ'yı vahiy
gereği ilk kıble olarak seçtiler; Oraya yönelerek Rablerine kulluklarını yerine
getirdiler ilk önce. Biz de ilk önce oraya yönelmeli, sonra Kâbe'ye teveccüh
etmeliyiz, tefekkür ve görev bilinciyle. Hem namazdaki "kıyâm"ı,
hem de namaz gibi ibâdet olan "kıyâm"ı kıbleler tâyin edecek; biz de
kıblelerimize doğru yönelecek, yüzümüzü Aksâ ve Harâm Mescidlerine
çevirecek ve oraya doğru "Allahu Ekber!" diyerek kıyâm'a duracağız.
Rasûlullah (s.a.s.) Mescid-i
Harâm'dan veya diğer mescidlerden
değil; Mescid-i Aksâ'dan
çıktı mi'râca. Mescid-i Aksâ'ya ayak basarak yükseldi göklere. Dünya müslümanları olarak biz de namazlarımızın mi'râç olmasını arzu ediyorsak, yahûdilerin
ayakları altında alçalmak değil de, göklere ve yücelere doğru yükselmek
istiyorsak, Mescid-i Aksâ'yı
kaldıraç kabul etmeli, onu merdivenimizin ilk basamağı olarak
değerlendirmeliyiz.
Yeryüzünün halîfesi/efendisi olabilmek için, sadece Allah'a -hakkıyla-
kul olunması, kulluk yapılması temel şarttır. Kulluk, yani ibâdet
için de yönelinecek bir kıblenin olması
gerektiğinden, bu, önce Mescid-i Aksâ, sonra Mescid-i Harâm olmuştur. Niçin önce Mescid-i
Aksâ? Çünkü Kur'an tâbiriyle orası "arz-ı mukaddes"tir (5/Mâide, 21), çevresi mübârek kılınan yerdir (17/İsrâ, 1). Peygamberlerle bereketlenmiş, çeşitli hayırlarla
ve tarihî zenginliklerle şereflenmiştir. Doğunun ortası, Ortadoğunun
kalbidir. Tarihî değeri, tüm büyük din mensupları tarafından kabul edilen bir
gerçek olduğu gibi, günümüz açısından petrol yataklarına sahip olmasıyla da
önemlidir. Yarınki dünyanın enerji kaynağı, büyük ihtimalle güneş olacaktır.
Batı dünyası, istisnâların dışında güneşe hasret bir
dünyadır. Sadece mânevî anlamda değil; ısı ve ışık
kaynağı, aynı zamanda yarınki enerji hammaddesi olan güneşe de hasrettir. Ve
güneşten en fazla yararlanılabilecek topraklara da sahiptir Kudüs. Kim bilir,
bugün henüz farkına varamadığımız daha nice bereketlere de sahip olduğu,
yarınlarda ortaya çıkabilecektir. Tarihte hilâfet ve dünya hâkimiyeti açısından
önemi gibi, günümüzde de oraya sahip olan dünyaya da egemen olduğunu göstermiş
oluyor.
Filistin'in bugünkü
durumunu anlatmak için lügatlardaki zulüm ve vahşetle
ilgili bütün kelimeleri İsrail denen vampir için eksiksiz saymak, mazlumluk ve
acınmayla ilgili tüm sözcükleri de Filistin için sıralamak gerekiyor. Ya da Filistin'li kızın şiirindeki ağlatıcı tek kelimeyi seçmek:
"Utanın!" Peki, utanılacak bu durumdan kurtulmak, orayı kurtarma
gayretiyle, kendimizi kurtarmak için ne yapılması gerekiyor?
a) Kudüs'ün Kurtulması İçin Çalışmak Bütün Müslümanlara
Farzdır, Şarttır.
İslâm'da cihadın farziyeti ve sebepleriyle ilgili
hükümler, bütün müslümanlara görevlerini hatırlatacak
kadar açık ve nettir. Cihad, müslümanlara
savaş açanlara (2/Bakara, 190), verdikleri sözü tutmayıp tekrar dinimize
saldıranlara (9/Tevbe, 12-13), Allah'a ve âhiret gününe inanmayarak Allah ve Peygamber'in haram
kıldığı şeyleri haram kabul etmeyenlere karşı (9/Tevbe,
29), yeryüzünde fitneyi söküp atmak ve Allah'ın dinini hâkim kılmak
(2/Bakara, 193; 8/Enfâl, 39) gâyesi ile meşrû (22/Hacc, 39) ve mecbûrî (2/Bakara, 216) kılınmıştır.
"Sizinle savaşanlarla, Allah yolunda siz de
savaşın." (2/Bakara,
190) "O halde, size karşı tecâvüz edenlere siz de aynıyla mukabele edin."
(2/Bakara, 194) "Size ne oldu da
Allah yolunda ve 'Rabbimiz! Bizi, halkı zâlim olan bu şehirden çıkar, bize
tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!' diyen zavallı
erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!?
İman edenler Allah yolunda savaşırlar, kâfirler ise tâğut
(bâtıl dâvalar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O halde
şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen
zayıftır." (4/Nisâ, 75-76) “Fitne tamamen yok oluncaya ve din de Allah
için tatbik edilinceye kadar onlarla savaşın.” (2/Bakara, 193)
b) Kurtarma Çalışmaları Yetersizdir. Dünya müslümanlarının
oradaki zulmü sanki kendi inançlarına, kendi kutsallarına, her şeyiyle
kendilerine yapılmamış gibi duyarsızlık ve tavırsızlık, ya da eksik, hatta
yanlış tavırlar içinde oldukları bir vâkıadır.
Bazılarına göre Arapların meselesi kabul edilerek "neme lâzımcı"
tavırsızlıklar, bazılarınca da "uzlaşmacı" ve "dilenişçi"
yaklaşımlar... Mücâdelenin Allah için olmaması, sadece
bir toprak savunması, kavmiyetçilik ve benzeri beşerî ideolojiler uğruna
yapılması ve yardımın tâğutlardan ve tâğûtî yöneticilerden beklenmesi...
c) Tek Çözüm Cihaddır. Zorbanın anlayacağı tek dil, kaba
kuvvettir. Hitler'in tecâvüzlerine Müttefikler 2.
Dünya Savaşında ne ile karşı koydular? Bildiriler, kınamalar ve barış görüşmeleriyle
mi, yoksa savaşla mı? Şimdiki vahşet, H'li ve H'siz Hitlerin saldırılarından ne kadar farklı? Filistin
toprakları daha önce müslümanların eline nasıl
geçtiyse, yine aynı şekilde geçecek, "fetih"lerin sadece tarihte
kalan nostaljik birer hâtıra olmadığı dosta düşmana
gösterilecektir. “Sizi çıkardıkları
yerden siz de onları çıkarın. Eğer onlar size karşı savaş açarlarsa, derhal
onları öldürün; böyledir kâfirlerin cezâsı.” (2/Bakara,
191) "Onlar, kendileriyle antlaşma
yaptığın, sonra her defasında hiç çekinmeden ahidlerini
bozan kimselerdir." (8/Enfâl, 56).
Nebevî ikazlar bütün müslümanları göreve çağırmaktadır: “Mü’minlerin dertleriyle dertlenmeyen,
onlardan değildir.”, “Müslümanlardan
imdat isteyen bir mazlumun feryadını işitip de karşılık vermeyen, müslüman değildir!” Dünya sevgisi, yani dünyevîleşme ve
Allah yolunda ölümü güzel görmemek, kendilerinden çok az sayıdaki kitap ehli ya
da kitapsızların elinde müslümanların oyuncak
olmasını sonuçlandırıyor, uhrevî cezânın dünyevî
avansı olarak. Bunca zulüm; kavmiyetçilik, hizipçilik ve tefrikadan vazgeçmek
için yeterli gelmiyorsa, bunca zillet; Azîz olan Rabbe
yönelip onur ve şerefi O’nun dininde aramayı sonuçlandırmıyorsa, bunca saldırı;
cihada sarılmayı gerektirmiyorsa, âhiret azâbına da
aday olunur.
d) Cihad, Sadece Silâhla Savaş
Değildir. Ekonomik
savaş, günümüzde silâhlı savaştan daha az etkili değildir. Kur'an'da
cihadla ilgili hemen her âyette,
önce "mallarınızla cihad edin" ifadesi
dikkat çekicidir. “Müslümanım” diyenler, çoğunlukla yahûdilere hizmet veren bankalardaki paralarını çekse, Ortadoğudaki petrol üreten ülkeler petrolü ambargo, fiyat
ayarlaması vb. şekilde silâh olarak kullansa, müslüman
halklar İsrail ve onun sömürgesi Amerikan mallarına boykot uygulasa... bırakın İsrâil denen yapay ülkeyi, ABD bile dünkü Sovyetler
Birliği gibi teslim bayrağını çeker. İmamın dediği gibi, müslümanlar
birlik olup birer kova su dökse İsrail'i sel alır götürür.
Gazetelere yansıdığı
şekliyle CIA'in resmî istatistiklerine göre, dünyada
sigara içen insan sayısı 1milyar 150 milyon. Sigara içen müslümanların
sayısı 400 milyon. En büyük sigara üreticisi Phillip Morris. Bu da kazancının % 12'sini İsrail'e gönderiyor.
Müslümanların, çeşitli markalarla piyasaya sunulan Morris'e
günlük cirosu: 800 milyon dolar. Müslümanlarların
ortalama günlük kâr katkısı 80 milyon dolar. 9.600.000 dolar müslüman parası her gün İsrail'e gitmiş oluyor, evet her
gün! Ve Türkiye, yıllık 150 milyon kg. sigara tüketimiyle; Brezilya, Güney Kore
ve Hindistan'dan sonra 4. sırada yer alıyor. Dünya Bankasının 1999-2000 yıllarında yaptığı sigara araştırmasının
sonuçlarına göre, sigara kullanımı son on yılda dünyada % 4,12 azalırken,
Türkiye'de ise % 52,18 oranında arttı.
Her kaka kola İsrail
için bir kurşun, her MC Donald hamburgeri, bir tank mermisi, her Amerikan ve
Yahudi firmalarının sattığı bir ürün, bir Filistin çocuğunun ölümü demek.
Bankalara ve özel sigortalara para yatıran müslüman,
farkında olmasa da, İslâm’a ve müslümanlara savaşa
katkıda bulunuyor, tâğut yolunda infakçı ve savaşçı
oluyor. Kapitalistin de siyonistin de dini imanı para
ve madde olduğuna göre, onlarla savaşın bir cephesi de ekonomik olmalı ve siyonizme hizmet edenlerin mallarını alarak, kurumlarıyla
çalışarak İsrail silâhlarına kurşun taşıma ihânetini
terk etmeliyiz. İnternet sitelerinden binlerce ses yükseliyor: "İsrail'in
ve İsrail'e yardım edenlerin mallarını protesto edelim!" Ve uzunca marka
ve mağaza listeleri sıralanıyor. Tercih ettiğimiz bir marka, bilinçli veya
bilinçsiz, hangi safta yer aldığımızı ele veriyor: "İman edenler Allah yolunda savaşırlar, kâfirler ise tâğut (bâtıl dâvalar ve şeytan)
yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki
şeytanın kurduğu düzen zayıftır." (4/Nisâ,
76). Ve iki hadis rivâyeti: "Kim bir zâlime yardım ederse, Allah Teâlâ,
o zâlimi ona musallat eder." "Kim, bildiği halde zâlime
yardım kastı ile onunla beraber yürürse, o kimse İslâm'dan dışarı çıkmış
olur."
Cihadın maddî, mânevî, hayâtî, her çeşidiyle, küçüğü-büyüğüyle, küçük ve
büyük Mescid-i Aksâlarımızı
kurtarmak için, küçük ve büyük İsraillere, içimizdeki ve dışımızdaki siyonistlere karşı tavrımızı netleştirmeli, görevlerimizi
kuşanmalıyız.
İsrail’in ve Siyonist Yahûdilerin
Dezavantajları:
a- Yahûdiler yaşamayı, dünyayı, maddeyi çok sever, ölümden çok
korkarlar (2/Bakara, 94-96). Uzun süreli ve insan
insana savaşı sürdüremezler.
b- İsrail halkı ve ordusu, insan gücü
olarak azdır. Asker açığını kızlarla ve yer yer
Amerika’dan getirdikleri paralı askerlerle kapatmaya çalışmaktadırlar.
c- Hıristiyanlara da düşman
oldukları, insanî hakları çiğnedikleri, faşizan ırkçılıkları, tüm insanlığın
kanını emdikleri dünya kamuoyuna yeterince duyurulursa Batılılar dahil, onları
kimse desteklemez, hatta nice Hitler adayları bile çıkabilir.
d- Başta Amerika olmak üzere Rusya ve
Avrupa, hatta müslümanların yaşadığı ülkelerin çoğu
yöneticileri bugün siyonizmi ve İsrail’i
desteklemektedirler. Ama, unutulmamalıdır ki, uluslar
arası ilişkilerde dost yoktur; ülke menfaati vardır; onlar, her şeyden önce
kendi çıkarlarını düşünürler. İsrail’i desteklemenin onların faydalarına
olmadığı ve olmayacağı anlatılabilirse bu destek, tavır almaya dönüşebilir.
e- Her şeyden önemlisi, Allah’ın
yardımı onlara gelmez. Onlar Kur’an’ın hükmüne göre;
fesatçı, zorba, maddeyi ilâhlaştıran, azgın ve lânetli bir zihniyete sahiptir.
Bu özelliklerin her biri, İlâhî yardıma engel olan hususlardır. Hele
karşılarında Allah’ın askerleri olursa...
Zorbalıkları için silâh ve teknolojilerine güvenenler
bilmelidirler ki, maddî silâhlar dayanıksız ve yetersizdir. İman silâhı ise ne
kadar yok edilmeye çalışılsa daha da keskinleşmekte, muvahhid
elindeki ebâbil taşı, Hak düşmanı zorbanın fil benzeri
tankına gâlip gelebilmektedir. “Onların
kalplerinde sizin korkunuz, Allah’ın korkusundan fazladır. Böyledir, çünkü
onlar anlamayan bir topluluktur. Onlar müstahkem şehirlerde veya duvarlar
arkasında bulunmaksızın sizinle toplu halde savaşamazlar. Kendi aralarındaki
savaşları ise çetindir. Sen onları derli toplu sanırsın; halbuki
kalpleri darmadağınıktır.” (59/Haşr, 13-14)
İsrail'in Ortadoğunun Bağrında
Hançer Olmasının Sorumlusu Müslümanlardır: Cihad görevinden kaçan, tâğutlardan korkan, beşerî ideolojiler peşinde koşan,
gündelik işlerden dâvâya vakit ayıramayan, kâfirleri
dost ve velî kabul eden dünyevîleşmiş müslümanlar
kendilerine gelsin diye uyarıcı iğnedir İsrail vahşeti. "Zâlim Allah'ın kılıcıdır, Allah onunla
yoldan çıkanları cezalandırır, sonra ondan da intikamını alır." Zâlimlerden korkan,
onlara karşı seyirci kalan insanlara, Allah zâlimleri musallat kılar ve onların
seviyesine indirir.
İsrail kurulmazdan
önce, Filistin çevresinde tampon ülkeler oluşturmayla işe başlandı; İsrail'in
kuruluşuna ve kalıcılığına altyapı olsun diye. Muhâlefetini
kendileri seçen ve yönlendiren iktidarlar, çok uzun süre tahakkümlerini
sürdürürler. İsrail’i Amerika’dan sonra ilk tanıyan devlet, T.C. idi; hâlâ da
işbirliği konusunda aynı çizgi sürdürülmektedir.
Nefsine hakaret
edilse, parası gasp edilse ciyak ciyak bağıran
insanımız, Kudüs günü bile tertip edemez; Filistin dâvâsı
için fedâkârlık deyince bahaneleri sıralar. Kendi ülkelerinin ulusal günlerinde
hâlâ bayram yapanlar, sözgelimi Bingazi’nin,
Kahire’nin, İstanbul'un fethini tantana ile kutlayanlar, sahi niye Kudüs'ün,
Mekke'nin fethini kutlamazlar? İşgal altında diye mi? Diğer kutlanılan yerler,
işgalden kurtuldu mu ki? Aslında İsrail de, işgal de içimizde. Beyinlerini ve
gönüllerini, yaşadıkları çevredeki topraklarını ve hatta mescidlerini
her çeşit işgalden arındıramayanlar, uzaklaştıkları mübârek
yerleri ve büyük mescidlerini hiç kurtaramazlar.
İsrâil içimizde... İsrail
sadece Filistin’i işgal etmiş değil, işgalin kapsamı çok daha geniş, zulmün
boyutları çok daha derin. Haber ajansları ve medyadaki ağırlıkları, sanat ve
özellikle sinemadaki etkinlikleri, Mason locaları, Rotary
ve Lions klüpleri,
uluslararası nice teşkilatları, kendi ideallerine hizmet eden tâğutî rejimler ve her ülkedeki işbirlikçileriyle İsrail
her şeyiyle müslümanların içinde. Yahudilerden mü'min olanlara, artık nasıl yahudi
denmezse, müslümanlardan yahudileşenlere
de artık müslüman denilmesi yanlış olur, o artık
"yahudi(leşmiş)" bir kimsedir. Kendisinde itikadî anlamda münâfıklık
alâmetleri bulunanlar, hadis-i şerifteki ifadeyle nasıl hâlis/tam bir münâfık
oluyorsa, kendisinde yahudilik alâmetleri bulunanlar
da tam bir yahudi olurlar. Yoksa,
yaratılış ve ırk olarak yahudi olmak, ne başlı başına
bir üstünlük, ne de alçaklıktır. İnsanın, kendi elinde olmayan bir sebepten
dolayı, şu veya bu ırka mensup olmasından ötürü gazab
edilmesi ve lânetlenmesi Kur'an'ın bütünlüğüne uygun
bir anlayış değildir. İnsan, irâdesini iyiye veya
kötüye kullanmasından, kendi yaptıklarından dolayı ödül veya cezayı hak eder.
Önemli olan Kur'an'da ifadesini bulan yahudi karakterine sahip olup olmamaktır. Aynen, müslüman bir anne-babadan doğmak, yani nesil olarak müslüman çocuğu olmak, müslüman
sayılmak için kâfi olmadığı gibi.
Batılı kâfirlere, hıristiyan ve özellikle de yahudilere
ait Kur'an'da beyan edilen nice olumsuz özellik,
bugün "müslümanım" diyenlerde hiç eksiksiz
bulunmaktadır. Dolayısıyla hıristiyan ve yahudilere verilecek dünyevî ve uhrevî cezalar, mü'minlerden onları örnek alan taklitçilere de
verilecektir. Bu, İlâhî adâletin gereğidir. Lânete,
gazaba uğrama ve dalâlet/sapıklık hükümleri/damgaları da. Bu değerlendirmeler,
fertler için olduğu kadar; toplum için de geçerlidir. Toplumların, devlet ve
rejimlerin, lânetli ve sapık yolu izledikleri zaman, helâkleri ve cezaları,
tarihtekinden farklı olmayacaktır. Sünnetullah'ta
(Allah'ın toplumsal kanunlarında) bir değişiklik olmaz. Saâdeti
asra taşımak ve sahâbeleşmek mümkün olduğu gibi, İsrâil'leşmek
de mümkündür. Bu tercih; mutluluk veya felâketi, cennet veya kıyâmeti
seçmektir. Dışımızdaki yahudiden daha tehlikeli olan,
içimizdeki yahudidir. Kalp ve kafamızdaki, el ve
dilimizdeki küfürdür dünyamızı perişan, âhiretimizi
zindan edecek olan. "Ey iman
edenler! Siz (önce) kendinize bakın. Siz hidâyet
üzere/doğru yolda olunca, dalâlette olan kimseler size zarar veremez."
(5/Nisâ, 105).
Gönüllerdeki yahudiliğe savaş ilân edip
içimizdeki işgali kaldırmadan, dıştakine tavır almak mümkün değildir.
“Bir toplum, kendini değiştirinceye kadar Allah onlarda
bulananı değiştirmez.” (13/Ra’d, 11). “Ey iman edenler! Eğer siz Allah(ın dinin)e
yardım ederseniz, Allah da size yardım eder, ayaklarınızı sağlam tutar.” (47/Muhammed,
7) “Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye
kapılmayın. Eğer gerçekten iman etmişseniz, üstün gelecek olan sizsiniz.” (3/Âl-i İmrân, 139) "Ey
iman edenler, iman edin!" (4/Nisâ, 136).
Ortadoğudaki müslüman
kıyımına bakıp “sıra bize de gelecek” diyenler de, bilsinler ki; onlar bizim
kardeşimiz ve sıra bize çoktan gelmiş. Onları ümmetin parçası olduğu halde,
kendimizden, bizden saymıyorsak, safımızı kontrol etmek durumundayız. Son vahşi
olaylar bir kez daha gösteriyor ki, insanlık İsrail eliyle hızla dünya savaşına
doğru sürükleniyor. Kıyâmet savaşının sirenleri
çalıyor. Planlarımızı, hazırlıklarımızı buna göre yapmak, yaşantımızı ufukta gözüken
bu geleceğe göre gözden geçirmek zorundayız. Bâtıl
cephe zaten her çeşidiyle soğuk savaşı tüm şuurlu müslümanlara
karşı gösteriyor. Nice İslâm toprağında da ateş gibi yakıcı sıcak savaş
sahneleri uyguluyor. Müslüman, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, bunlara
seyirci kalamaz, tarafsız olamaz. Bertaraf olmak istemeyen bîtaraflığı seçemez.
Müslüman, gündelik basit işlerle oyalanamaz. İki yoldan birini seçmek
zorundadır, yol ayrımına gelmiş insanımız. Ya cenneti ya cehennemi; ya izzeti
ya zilleti; ya cihadı ya mağlûbiyeti; ya Allah’ı ya dünyayı… Allah’ı tercih
edenlere selâm olsun!
Gâvurlaşmaya, yahudileşmeye
giden yolu bırakıp, kendilerine nimet verilen peygamberlerin, sıddıkların, şehid ve sâlihlerin yolunu takip eden ve Allah için her imkânıyla cihad edenlere ne mutlu!
10)
Vuslat,
Sayı 13, Temmuz 2002