بسم
الله الرحمن
الرحيم
الحمد
لله والصلاة
والسلام على
رسول ه
"(Rasûlüm!) De ki: Eğer
Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı
bağışlasın. Allah son derece bağışlayan ve merhamet edenidir." (3/Âl-i
İmrân, 31)
"De ki: Allah'a ve Rasûlü'ne
itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez." (3/Âl-i
İmrân, 32)
"Allah'a ve Rasûlü'ne itaat
edin ki size merhamet edilsin." (3/Âl-i İmrân, 132)
"Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de
peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse, gerisin geriye
(eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a hiçbir
şekilde zarar vermiş olmayacaktır. Allah, şükredenleri
mükâfatlandıracaktır." (3/Âl-i İmrân, 144)
"...Kim Allah'a ve Peygamberi'ne itaat ederse Allah
onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada devamlı
kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur. Kim Allah'a ve Peygamberi'ne karşı
isyan eder ve hudûnu/sınırlarını aşarsa Allah onu,
devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır." (4/Nisâ, 13-14)
"Küfür yoluna sapıp Peygamber'i dinlemeyenler o gün
yerin dibine batırılmayı temenni ederler ve Allah'tan hiçbir haberi
gizleyemezler." (4/Nisâ, 42)
"Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve
sizden olan emir sahiplerine (müslüman idarecilere)
de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah'a ve âhirete gerçekten iman ediyorsanız- onu Allah'a ve Rasûl'e götürün (onların tâlimatına
göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha iyidir." (4/Nisâ,
59)
"Onlara: 'Allah'ın indirdiğine (Kur'an'a)
ve Rasûl'e gelin (onlara başvuralım)' denildiği
zaman, münâfıkların senden iyice uzaklaştıklarını
görürsün." (4/Nisâ, 61)
"Biz her peygamberi, ancak Allah'ın izniyle kendisine
itaat edilmesi için gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana
gelseler de Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Rasûl
de onlar için Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada size Rasûlümüz/elçimiz geldi. Gerçekleri istiğfar etseydi
Allah'ı ziyadesiyle affedici, merhamet edici bulurlardı. Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni
hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymasızın
(onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar." (4/Nisâ, 64-65)
"Kim Allah'a ve Rasûl'e itaat
ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîklar, şehidler ve sâlih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel
arkadaştır!" (4/Nisâ, 69)
"Kim Rasûl'e itaat ederse
Allah'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi
göndermedik." (4/Nisâ, 80)
"Kendisi için hidâyet/doğru yol
belli olduktan sonra, kim Peygamber'e karşı çıkar ve mü'minlerin
yolundan başka bir yola giderse, onu o yolda bırakırız ve cehenneme sokarız; o,
ne kötü bir yerdir." (4/Nisâ, 115)
"Ey ehl-i kitab!
Rasûlümüz size Kitaptan gizlemekte olduğunuz birçok
şeyi açıklamak üzere geldi; birçok (kusurunuzu) da affediyor. Gerçekten size
Allah'tan bir nur, apaçık bir Kitab geldi." (5/Mâide,
15)
"Ey ehl-i kitab!
size açıklıyor ki (kıyâmette); 'bize bir beşîr ve nezîr (müjdeleyici ve uyarıcı) gelmedi'
demeyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye
hakkıyla kaadirdir." (5/Mâide,
19)
"Allah ve Rasûlü'ne karşı
savaşanların ve yeryüzünde fesat çıkarıp hak düzeni bozmaya çalışanların
cezası, ancak ya acımadan öldürülmeleri, veya
asılmaları, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, onların dünyadaki
rezilliği/rüsvaylığıdır. Onlar için âhirette de büyük bir azap vardır." (5/Mâide,
33)
"Sizin velîniz/dostunuz ancak
Allah'tır, Rasûlü'dür, Allah'ın emirlerine boyun
eğerek namaz kılan ve zekâtı veren mü'minlerdir. Kim
Allah'ı, Rasûlü'nü ve iman edenleri dost edinirse
(bilsin ki;) üstün gelecek olanlar şüphesiz hizbullahtır/Allah'ın
tarafını tutanlardır." (5/Mâide, 55-56)
"Allah'a itaat edin. Rasûl'e de
itaat edin ve (kötülüklerden) sakının. Eğer (itaatten) yüz çevirirseniz, bilin
ki Rasûlümüzün vazifesi belâğdır/tebliğdir
(apaçık duyurmak ve bildirmektir)." (5/Mâide, 92)
"Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o Rasûle, o ümmî Nebî'ye uyanlar
(var ya), işte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten men eder,
onlara tayyibâtı (temiz ve güzel şeyleri) helâl, habâisi (pis ve zararlı şeyleri) haram kılar. Ve
üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri atar(hata ile adam öldürmekte
kısas icrâsını ve günah işleyen âzâların, pislis değen elbisenin kesilmesi gibi ağır teklifleri
kaldırır). O Peygamber'e iman edip ona saygı gösteren, yardım eden ve onunla
birlikte gönderilen Nûr'a (Kur'an'a)
uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır." '7/A'râf,
157)
Âyette geçen "ümmî" kelimesi,
okuma yazma bilmeyen karşılığında kullanılmış olup Rasûlullah'ın
bir vasfıdır. Allah Teâlâ'nın O'nu bu vasıf ile
açıklaması ümmî olduğu halde ilmin bütün kemâlâtına
sahip olmasındandır ki, bu da O'nun hakkında bir mûcizedir.
"Rasûl" denilmesi Allah'a izâfeten, "Nebî" denilmesi ise kullara nisbetendir. Yani, O Allah'ın elçisi olması bakımından Rasûl, insanlara Allah'ın emirlerini tebliğ edip haber
vermesi bakımından da Nebîdir.
"De ki: 'Ey insanlar! Gerçekten ben, sizin hepinize,
göklerin ve yerin sahibi Allah'ın (gönderdiği) Rasûlüyüm.
Ondan başka ilâh/tanrı yoktur; O diriltir ve öldürür. Öyle ise Allah'a ve O'nun
ümmî Rasûlüne, Allah'a ve O'nun kelimelerine gönülden
inanan Rasûlü'ne iman edin ve O'na uyun ki, hidâyeti/doğru yolu bulasınız." (7/A'râf,
158)
"Ey iman edenler! Allah'a ve Rasûlü'ne
itaat edin, işittiğiniz halde O'ndan yüzçevirmeyin.
İşitmedikleri halde 'işttik' diyenler gibi olmayın.
Çünkü Allah katında hayvanların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir
(Hakkı işitip kabul etmeyen kâfirlerdir)."
(8/Enfâl, 20-22)
"Ey iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı
zaman, Allah ve Rasûlü'ne (onların çağrılarına) uyun.
Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve (siz) mutlaka O'nun
huzurunda toplanacaksınız." (8/Enfâl, 24)
"Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamber'e hâinlik etmeyin. (Sonra) bile bile
kendi emânetlerinize hâinlik etmiş olursunuz." (8/Enfâl,
27)
"Allah'a ve rasûlü'ne itaat
edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra korkuya kapılırsınız da devletiniz
(gücünüz) gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir." (8/Enfâl,
46)
"De ki: 'Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz,
eşleriniz, hısım akarabanız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticâret,
hoşlandığınız meskenler (evler, konaklar, köşkler) size Allah'tan, Rasûlünden ve Allah yolunda cihad
etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin.
Allah, fâsıklar topluluğunu hidâyete
erdirmez." (9/Tevbe, 24)
"Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, Allah ve Rasûlü'nün
haram kıldığını haram saymayan ve hak dini (kendine) din edinmeyen kimselerle,
küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın." (9/Tevbe,
29)
"O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini
bütün dinlere üstün kılmak için Rasûlünü hidâyet ve Hak Din ile gönderendir." (9/Tevbe,
33) ve (48/Fetih, 28; 61/Saff, 9)
"...Allah'ın Rasûlüne eziyet
edenler için acıklı bir azap vardır." (9/Tevbe, 61)
"(Hâlâ) Bilmediler mi ki; Kim Allah ve Rasûlü'ne karşı koyarsa elbette onun için, içinde ebedî
kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte bu, büyük rezillik/rüsvaylıktır."
(9/Tevbe, 63)
"Andolsun size kendinizden
öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir.
Çünkü o, size çok düşkün, mü'minlere karşı raûf/çok şefkatli, rahîmdir/merhametlidir." (9/Tevbe,
128)
"(Rasûlüm!) Biz seni, ancak
âlemlere rahmet olarak gönderdik." (21/Enbiyâ, 107)
"O gün, zâlim kimse, ellerini
ısırıp şöyle der: 'Keşke o Peygamber'le birlikte bir yol tutsaydım! Yazık bana!
Keşke falancayı dost edinmeseydim! Çünkü zikir (Kur'an)
bana gelmişken o, hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan,
insanı (uçuruma sürükleyip, sonra) yapayalnız ve yardımcısız bırakmakta. Peygamber
dedi ki: 'Ey Rabbim! Doğrusu kavmim bu Kur'an'ı mehcûr/terkedilmiş (bir şey yerinde) tuttular." (25/Furkan, 27-30)
"(Bazı insanlar) 'Allah'a ve pegamber'e
inandık ve itaat ettik' diyorlar; ondan sonra da içlerinden bir grup yüzçeviriyorlar. Bunlar mü'min
değildirler. Onlar, aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Peygamber'e
çağrıldıklarında, bakarsın ki, içlerinden bir kısmı yüzçevirip
dönerler. Ama, eğer (Allah ve Rasûlü'nün
hükmettiği) hak kendi lehlerine ise, ona, gönülden bağlı olarak saygı ile
gelirler. Kalplerinde bir hastalık mı var, yoksa şüphe ve tereddüt içinde
midirler? Yoksa, Allah ve Rasûlü'nün
kendilerine zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır; asıl zâlimler kendileridir! Aralarında hüküm vermesi için Allah'a
ve Rasûlüne dâvet
edildiklerinde, 'işittik ve itaat ettik' demek, sadece mü'minlerin
söyleyeceği sözdür. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir. Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat eder, Allah'a saygı duyar ve O'ndan
sakınırsa, işte asıl bunlar bedbahtlıktan kurtulanlardır." (24/Nûr, 47-52)
"De ki: Allah'a itaat edin; Peygamber'e de itaat edin.
Eğer yüzçevirirseniz şunu bilin ki, Peygamber'in
sorumluluğu kendisine yüklenen (tebliğ görevini yapmak), sizin sorumluluğunuz
da size yüklenen (görevleri yerine getirmeniz)dir.
Eğer ona itaat ederseniz, hidâyeti/doğru yolu bulmuş
olursunuz. Peygamber'e düşen, sadece açık-seçik belâğ/tebliğdir,
duyurmaktır." (24/Nûr, 54)
"(Ey mü'minler!) peygamber'i,
kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın. İçinizden,,
birini siper ederek sıvışıp gidenleri muhakkak ki Allah bilmektedir. Bu
sebeple, onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya
kendilerine çok elemli bir azap isâbet etmesinden
sakınsınlar." (24/Nûr, 63)
Bu âyet,
Hz. Peygamber (s.a.s.)'e sadece ismiyle hitap etmenin veya kendisinden
bahsederken sırf ismini söylemenin, ümmetlik terbiyesi ile bağdaşmayacağını
ifade etmektedir. Böyle durumlarda onun ismi ile beraber Peygamber, Nebî, Rasûl, Rasûlullah,
Rasûl-i Ekrem, Peygamber Efendimiz, Habîbullah gibi onu anlatan ve ona saygımızı ifade eden
sıfat ve unvanları da söylemek yerinde olur. Ayrıca, Allah Teâlâ'nın,
33/Ahzâb sûresinin 56.
âyetindeki emri uyarınca biz müslümanların,
Peygamberimizin ismi anılınca, 'Allah'ın salât ve selâmı onun üzerine olsun' anlamına
gelen 'sallâllahu aleyhi ve sellem
(s.a.s.)' dememiz de ona olan saygımızın bir gereğidir.
"(Rasûlüm!) Biz seni, ancak
müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik." (25/Furkan, 56)
"Peygamber, mü'minlere kendi
canlarından daha üstündür. Eşleri, onların analarıdır..." (33/Ahzâb
6)
"Andolsun ki, Allah'ın Rasûlünde, sizin için, Allah'a ve âhiret
gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için en güzel ve mükemmel
bir örnek vardır." (33/Ahzâb, 21)
Âyette, Hz. Peygamber'in, Allah'ın
rızâsını kazandıracak davranışlarda bulunmak isteyenler için mükemmel ve canlı
bir örnek, en büyük fazilet numûnesi olduğu anlatılmaktadır. Böylece, Rasûlullah'ın, hislerine mağlûp insanları memnun etmek ve
onlara pratik değerden mahrum birtakım teorik kurallar öğretmekle görevli
olmayıp, O'nun hedefinin, insanlığa amelî kaideler öğretmek ve bu kuralları
kendi yaşayışıyla Canlı Kur'an olarak izah ve târif etmek olduğu anlaşılmış olmaktadır. Bunun için, O'nun
hayatı ve sîreti incelenirken bu nokta, asla gözden
uzak tutulmamalıdır.
"Allah ve Rasûlü bir işe
hüküm verdiği zaman, iman etmiş bir kadın ve erkeğe, o işi kendi isteklerine
göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Rasûlüne
karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." (33/Ahzâb,
36)
"Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası
değildir. Fakat O, Allah'ın Rasûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilir."
(33/Ahzâb, 40)
"Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şâhid, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
Allah'ın izniyle, Allah'a çağıran bir dâvetçi ve nur
saçan bir lâmba olarak (gönderdik)." (33/Ahzâb, 45-46)
"Allah ve melekleri, Peygamber'e çok salât ederler.
(Onun şerefini gözetmeye, şânını yüceltmeye özen
gösterirler.) Ey mü'minler! Siz de ona salât edin ve
tam bir teslimiyetle selâm verin." (33/Ahzâb, 56)
Allah'ın salâtı,
rahmet etmek ve kulunun şânını yüceltmektir.
Meleklerin salâtı, Peygamber'in şânını yüceltmek, mü'minlere bağış dilemek anlamındadır. Mü'minlerin
salâtı ise, duâ anlamına gelmektedir. Allah bütün bütün mü'minlere, peygamberlerine
salât ve selâm getirmelerini emretmekte ve ona saygı göstermelerini
istemektedir. "Allahumme salli
alâ Muhammed" demek salât, "esselâmu aleyke eyyühe'n-Nebiyyu" demek
selâmdır. Peygamberimiz'den rivâyet
edilen çok sayıda salevât-ı şerîfe vardır. Bunları
okumak, mümkün olduğu kadar çok salât ve selâm getirmek, Peygmaber'in
sevgisini celp eder, Allah'ın izniyle şefâatine sebep
olabilir.
"Allah ve Rasûlünü
incitenlere Allah, dünyada ve âhirette lânet etmiş ve
onlar için horlayıcı bir azap hazırlamıştır." (33/Ahzâb,
57)
"(Kâfirlerin) Yüzleri ateşte evrilip
çevrildiği gün, 'eyvah bize! Keşke Allah'a itaat etseydik, Peygamber'e itaat
etseydik!' derler. 'Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da
onlar bizi yoldan saptırdılar' derler. 'Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve
onları büyük bir lânetle rahmetinden kov, lânetle' (derler)." (33/Ahzâb,
66-68)
"(Ey Muhammed,) De ki: 'Buna karşılık ben sizden bir
ücret istemiyorum. Ve ben kendiliğmden bir şey teklif
edenlerden de değilim." (38/Sâd, 86)
"İman edip sâlih amel
işleyenlerin, Rableri tarafından hak olarak Muhammed'e indirilen gerçeğe iman
edenlerin günahlarını Allah örtmüş ve hallerini düzeltmiştir." (47/Muhammed, 2)
"Şüphesiz Biz seni, şâhid,
müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik ki, Allah'a ve Rasûlü'ne
iman etmeniz, O'nu savunup desteklemeniz, O'nu en içten bir saygı ile
yüceltmeniz ve sabah-akşam O'nu tesbih etmeniz
için." (48/Fetih,
8-9)
"Muhammed rasûlullah'tır/Allah'ın
elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında
merhametlidirler. Onları rükûa varırken, secde ederken görürsün. Allah'tan
lütuf ve rızâ isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden
nişanları vardır..." (48/Fetih, 29)
"Ey iman edenler! Allah'ın ve Rasûlü'nün
huzurunda öne geçmeyin. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah (her şeyi) işitendir,
bilendir. Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinden fazla
yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle
bağırmayın. Öyle yaparsanız, siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider. Rasûlullah'ın huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz
Allah'ın kalplerini takvâ ile imtihan ettiği
kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır." (49/Hucurât,
1-3)
Yukarıdaki âyetlerde Allah ve Rasûlü'nün
huzurunda sözde veya işte öne geçerek konuşmak ya da hüküm beyan etmek
yasaklanmıştır. Rasûlullah'ın huzurunda yüksek sesle
konuşmak da haram kılınmıştır. Bundan maksat, onun huzurunda münâsebetsizce
bağırıp çağırma ve sesini yükseltmedir. Sahâbeden
Sâbit bin Kays'ın durumu, âyetin tefsirine açıklık
getirmektedir. Zira bu zât âyet inince, yükses seli olduğundan, Hz. Peygamber'in huzurunda
konuşursa amelinin boşa gideceği endişesi beslemiş, huzur-ı risâlete
gitmemeye başlamıştı. Hz. Peygamber, onu çağırtarak teselli etmiş, ona hayır
haberi ve cennet müjdesi vermiştir.
"Battığı zaman yıldıza andolsun
ki, arkadaşınız (Hz. Muhammed) sapmadı ve bâtıla
inanmadı; O, hevâsına (kötü arzularına) göre
konuşmaz. O(nun konuşması, kendisine) vahyedilenden başkası değildir." (53/Necm, 1-4)
"Allah'a ve Rasûlü'ne karşı
gelenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Biz
apaçık âyetler indirdik. Kâfirler için küçük düşürücü
bir azap vardır." (58/Mücâdele,
5)
"Allah'a ve Rasûlü'ne düşman
olanlar, işte onlar en alçaklar, en bayağılar arasındadırlar." (58/Mücâdele,
20)
"...Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne
yasakladıysa ondan da sakının. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azâbı çetindir." (59/Haşr, 7)
"Hatırla ki Meryem oğlu İsa, 'Ey İsrâil
oğulları! Ben size Allah'ın rasûlüyüm, benden önce
gelen Tevrat'ı tasdik edici ve benden sonra gelecek Ahmed
adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim' demişti. Fakat o,
kendilerine açık deliller getirince, 'bu, apaçık bir büyüdür' doediler." (61/Saff, 6)
“(Ey Rasûlüm!) Hiç şüphesiz senin
için bitip tükenmeyen bir ecir/mükâfât vardır. Ve sen,
kesinlikle yüce bir ahlâk üzeresin (mükemmel bir ahlâka sahipsin).” (68/Kâlem,
4)
"...Kim Allah ve Rasûlü'ne karşı
gelirse, bilsin ki ona, (kendi gibilerle birlikte) içinde ebedî kalacakları
cehennem ateşi vardır." (72/Cin, 23)